Türkiye ve Brezilya’nın ortak özelliği

    08 Kasım 2013
  • İleri
  • Geri
  • AddThis Social Bookmark Button
  • Büyüt
  • Küçült

Brezilya dünyanın en hızla büyüyen ülkelerinden biri, dünyanın 6. büyük ekonomisi. 2014'te Dünya Futbol Şampiyonası'na, 2016'da Olimpiyatlara evsahipliği yapacak. Brezilya ile siyasi, ekonomik, kültürel ilişkilerimiz hızla gelişiyor. Ekim ayının ikinci haftasını Brezilya'da geçirdim.


 

Vesile, Brezilya'nın 1995-2003 arasındaki Başkanı Fernando Henrique Cardoso'nun kurduğu vakfın, 10 Ekim akşamı Türkiye üzerine bir konuşma yapmak üzere beni Sao Paulo'ya davet etmesiydi. Sao Paulo'dan sonra “Dünyanın İncisi” tabir edilen şehir Rio de Janeiro'yu ziyaret ettim. Bu bize hem çok uzak, hem de bazı bakımlardan hayli yakın ve olağanüstü ilginç ülkeyle ilgili izlenimlerimi okurlarımla paylaşmak istiyorum.

Daha önce Latin Amerika’ya hiç ayak basmamıştım. İstanbul’dan kalkan Türk Hava Yolları uçağı 13 saat sonra Sao Paulo’nun Guarulhos Havaalanı’na indiğinde neyle karşılaşacağımı bilmiyordum.

Yola çıkmadan birkaç gün önce, 44 yaşındaki bir Polonyalının (Steven Spielberg’in 2004 tarihli komedisi “Terminal” filminde yaşananlara benzer bir şekilde) Guarulhos’ta 18 gün süreyle kaybolduğunu; bir çetenin kargo terminalinden yaklaşık bir milyon dolarlık bilgisayar vurgunu yaptığını okumuştum. Ev sahibim Cardoso Vakfı’nın beni karşılayacağını bildirdiği taksi şoförünü bulabileceğimden emin değildim. Türkiye yurttaşlarından vize istenmiyordu, ama girişte bir sorun çıkabilir miydi?.. Kısacası, biraz tedirgindim.

Ne var ki, beklentilerimin tam tersiyle karşılaştım. Bugüne kadar gördüğüm en düzenli ve en kısa süren pasaport kuyruğundan geçtiğimde bavulum gelmişti bile. Çıkışta uzun boylu, Alman subayını andıran bir zat, elinde ismimin yazdığı kartonla beni bekliyordu. Kusursuz bir İngilizceyle konuşmaya başlayınca, bu defa bir İngiliz centilmenini andırır olmuştu. Yolda, Higienopolis semtindeki otelime gelinceye kadar Angelo’yla sohbet ettik. İngilizceyi, 14 yaşında gidip 2,5 yıl kaldığı ABD’de öğrenmiş, dönüşünde üniversite okuyup öğretmen olmuştu. Fakat ödenen maaşların azlığı nedeniyle, sonunda bu özel taksi şirketinde çalışmaya başlamıştı. Bir gece önce SP’da büyük öğretmen gösterileri yapıldığını, Rio’daki öğretmen grevinin ise iki aydır devam etmekte olduğunu anlattı. Son yıllarda dünyanın en hızlı büyüyen, 6. büyük ekonomisi olan ama ciddi sorunları da barındıran Brezilya ile tanışmam böyle oldu.

Türkiye ve Brezilya birbirlerinden çok uzak ve olabildiğince farklı iki ülke. Biri Avrupa ile Asya’nın buluştuğu yerde, öteki Latin Amerika’nın göbeğinde. Biri kışa girerken öteki yaza giriyor. Birinin arkasında 600 yıllık bir imparatorluk var, öteki 1500’den 1822’ye kadar Portekiz’in sömürgesiydi; bu yüzden resmî dili Portekizce (ayrıca yerlilerin konuştuğu 6 bölgesel resmî dili var.) Biri yaklaşık 800 bin metrekare ile yüzölçümü itibarıyla dünyanın 37., öteki 8,5 milyon metrekare ile dünyanın 5. büyük ülkesi. Biri 75, öteki 200 milyonluk nüfusa sahip. Biri dünyanın 16., öteki 6. büyük ekonomisi. Biri ihracatla büyüyor, öteki iç pazarla. Biri hemen tamamen beyaz ırktan; ötekinin yaklaşık yarısı beyaz, geri kalanı (1872’ye kadar köle olan) Afrika kökenliler, yerliler ve ırkların karışmasından oluşuyor. Biri çoğunlukla Müslüman, öteki Katolik. Biri yer altı kaynakları bakımından görece fakir, öteki olağanüstü zengin. Biri enerji bakımından hemen tamamen dışa bağımlı, öteki bağımsız. Biri üniter, diğeri (26 eyalet ve bir federal bölgeye ayrılan) federal devlet. Birinde parlamenterle yarı-başkanlık karışımı bir karma sistem, ötekinde tam başkanlık sistemi geçerli. Birinde yüzde 10 barajlı, ötekinde barajsız nisbi temsil seçim sistemi uygulanmakta. Biri tehditlerle dolu bir bölgenin göbeğinde, diğeri tarihinde sadece bir kez savaşmış. Kısacası, iki ülke arasındaki benzemezlikler saymakla tükenmez.

BÜYÜK POTANSİYEL

Ama Türkiye ile Brezilya’nın ilginç benzerlikleri, ortak tecrübeleri de var. Bunların herhalde başta geleni, her iki ülke için de “Büyük potansiyeli olan bir ülke, ama hep öyle kalacak…” denmiş olması. Ne var ki Türkiye’nin 1980’lerde, Brezilya’nın 1990’larda başlayan bir süreçle, devlet ağırlıklı, korumacı, ithal ikameci komuta ekonomileri olmaktan çıkıp dışa açık piyasa ekonomileri haline gelmiş olmaları, geleceğe daha iyimserlikle bakmalarını sağlıyor. Dünyanın en hızlı kalkınan ülkeleri arasına sokan süreç, Türkiye’de Turgut Özal ve Kemal Derviş’in mimarı oldukları programı Tayyip Erdoğan’ın, Brezilya’da Fernando H. Cardoso’nun başlattığı programı Ignazio Silva da Lula ve sonrasında Dilma Rousseff’in sürdürmesiyle yaşanıyor. Derviş ve Cardoso benzer sosyal demokrat felsefeyi paylaşıyor. Bu süreç sonunda Brezilya (Çin, Hindistan, Rusya ve Güney Afrika ile birlikte) BRIC olarak anılan; Türkiye de (Meksika, Endonezya ve Güney Kore ile birlikte) MIST olarak anılan (ikinci boy) yükselen pazarlara dahil oldu.

Brezilya’da kişi başına ortalama gelir (2012 sayılarıyla) 11.300, Türkiye’de 10.700 dolara ulaştı; ancak Brezilya’nın zenginleri daha zengin, yoksulları daha yoksul. Bu durum gelir eşitsizliğini ölçen Gini endeksine de yansıyor: Brezilya’da 50, Türkiye’de 40 dolayında. Son yıllarda iki ülke ekonomisinde de büyüme oranı düştü. 2000’lerde ortalama % 5 dolayında büyüme hızları yakalanan ülkelerden Türkiye’de büyüme son iki yılda % 2-3 dolayına, Brezilya’da da % 2,7 ve 0,9’a indi. İhracatla büyüyen Brezilya’nın (iç pazarla büyüyen Türkiye gibi) cari açık sorunu bulunmuyor, ama tıpkı Türkiye gibi ekonomide üretkenliği artırma zorunluluğuyla karşı karşıya.

ASKERİN TÜKENEN ROLÜ

İki ülkede de son onyıllarda dikkate değer bir yüksek öğrenimli nüfus patlaması yaşanmakta. 2000’lerde iki ülkede de üniversitede okuyan öğrenci sayısı katlanarak 4 milyona vardı. Haziran 2013’te İstanbul ve Sao Paulo’da patlak verip ülke çapına yayılan gösterilerin itici gücü yükselen orta sınıflar oldu. Giderek demokratik değerlere bağlanan bu orta sınıf, temel hak ve özgürlüklerin saygı görmesini, hükümetlerin topluma hesap vermesini ve kaynakların adil dağılımını talep ediyor. Türkiye’nin dinsel milliyetçi başbakanı Erdoğan, Gezi Parkı’yla anılan eylemleri, istikrarı bozarak ülkeyi güçten düşürmek isteyen iç ve dış düşmanların komploları ile açıklarken, 1960’larda askerî diktatörlüğe karşı savaşan bir şehir gerillası olan İşçi Partili başkanı Dilma Rousseff, milyonları kapsayan gösterileri Brezilya’da demokrasinin kemale ermesiyle izah etti. Kitle gösterileri her iki ülkede de reform sürecini canlandırdı. Türkiye’de dolaylı olarak son “demokratikleşme paketi” ile gelen siyasi reformları tetikledi; Brezilya’da halkın yolsuzluklarla ve enflasyonla mücadele; eğitim, sağlık ve ulaşım altyapısının iyileştirilmesiyle ilgili taleplerinin karşılanmasına yönelik reformlara kapı açtı.

İki ülkenin çok dikkate değer bir ortak tecrübesi, Brezilya’da ve Türkiye’de imparatorluktan cumhuriyete geçiş döneminde, Fransa kökenli pozitivizm düşüncesinin asker ve sivil aydın zümreler üzerindeki derin etkisi. (Bkz. “Pozitivizm kilisesi çöküyor” başlıklı yazım, Zaman, 19.10.2013) Her iki ülkede de askerler, devletçiliği ve otoriterliği telkin eden bu felsefeyle, ağırlıklı bir siyasi rol oynadılar. Brezilya’da cumhuriyete bir askerî darbeyle geçildi; 1964-1985 arasında ülkeyi askerler yönetti. Türkiye’de cumhuriyeti askerler kurdu; demokrasiye geçilmesinden sonra çeşitli defalar yönetime el koydu, darbe girişimlerinde bulundu. Nihayet sivil yöneticiler iki ülkede de, askerin siyasi rolünü geriletmeyi başardılar. Önce Brezilya, sonra Türkiye’de askerlerin genel olarak siyasi yerine meslekî rollerine odaklanmaya başladıkları gözlenmekte. Ne var ki Brezilya 1988’de kabul edilen anayasa ile askeri sivil otoriteye tabi kılarken, Türkiye hâlâ demokrasiyi askerî vesayet altında tutan 1982 Anayasası’nın yerine sivil demokratik bir anayasa yapabilmiş değil. 

Etiket : Şahin Alpay, Brezilya, karşılaştırma

İlgili Haberler

GÜNCEL

REKLAM

Blog ve Köşe Yazıları

EN ÇOK OKUNANLAR

DOSYA

RÖPORTAJ