Bugün Arjantin’e, yarın başkasına!..

    07 Ağustos 2014
  • İleri
  • Geri
  • AddThis Social Bookmark Button
  • Büyüt
  • Küçült

Hukuki boşluklardan yararlanarak Arjantin'i iflasa sürükleyen akbaba yatırımcıları, diğer ülkelerinde ileride başlarına büyük sorunlar açabilirler.

Global finans piyasalarında tarihin belki de en çirkin manipülasyonlardan biri yaşanıyor.

 Amacı sadece hukuki boşluklardan faydalanarak borçluyu suistimal etmek isteyen, adı üstünde “akbaba” yatırımcılar bugünlerde Arjantin’i esir almaya çalışıyorlar.

    Arjantin, 1997 sonrasında gelişmekte olan ülkeleri domino taşı gibi deviren Asya krizine teslim olup 2001 yılı sonunda borçlarını ödeyemez hale geldi. Bankaları, şirketleri ve devleti birebir olan pezo/dolar paritesinin sürdürülebilir olduğuna inandırılmış ve bolca döviz (dolar) borçlanmışlardı. Ama krizle birlikte parite piyasada 1’e 3,6 olunca borçları da (pezo cinsiden) o nispette arttı ve ödenemez hale geldi.  Devletin, dörtte biri resmi kuruluşlara olmak üzere 141 milyar $’lık dış borcu vardı (52 milyar $ da özel sektörde). İflasla birlikte ülke karıştı. Mudiler döviz mevduatlarını çekmek için bankalara koşturunca bankalar kapatıldı. Kredi kartları çalışmaz oldu. O tarihte Arjantin’de lüks restoranlarda 10 $’a mükellef yemek yenilebiliyordu ama aynı zamanda halk, ithal edilmekte olan bezlerin (pezo) fiyatı devalüasyonla 4 katına çıkmış olduğu için çocuklarına naylon torbaları kesip altbezi yapıyordu. Bankalar açılınca döviz mevduatları düşük resmî kurdan (1’e 1,4) Pezo’ya çevrildi ama zorunlu şekilde uzun vadeli tahvillere dönüştürüldü. Halk, para transferi yapabiliyordu ama vadesiz hesabından sadece haftada 250 pezo çekebiliyordu (ticari hesaplarda 1000 pezo). Nakite çok sıkışanlar yaptığı iş sayesinde bolca nakite sahip ünlü bir süpermarkete vadesiz banka hesaplarındaki parayı transfer ediyordu. Market de o kişiye/kuruma transfer ettiği miktardan komisyonunu alarak nakit ödeme yapıyordu. Kendisine gerçek piyasa arz-talebini yansıtan bir faiz göstergesi arayan şirketler bu komisyon oranına itibar ediyorlardı. Eyaletler artık inisiyatifi ele alıp kendi paralarını basmaya başlamışlardı. Dış ticaret yapanlar hesaplarını yurtdışında netleştiriyordu. 2002 ortasında merkez bankasında sadece 10 milyar $ kalmıştı. Arjantin halkının içinde bulunduğu ortam gerçekten zordu. İşgücünün üçte biri işsizdi. Suç oranı arttı, politika tam bir kaostu. Arjantin, bugünkü devlet başkanı Cristina’nın kocası Nestor Kirchner başa gelene kadar 1 yılda 3 devlet başkanı gördü.

    İflas üzerine Arjantin’in tahvilleri ilk başta vade sonu değerinin %20’sinin altına kadar geriledi ve yeniden yapılandırılana kadar da türüne göre %30-35 arasında seyretti. Yani panikle tahvilleri elinden çıkrarak üçte bir fiyatına “birilerine” satmış oldular. Bu “birileri” bu tür fırsatçılığı defalarca yapmakla ünlenmiş “akbaba” yatırımcılardı. Arjantin’in alacaklılarıyla anlaşıp borçlarını yeniden yapılandırması uzun süre aldı. 2010 yılı sonuna kadar da tahvillerin %93’ü yeniden yapılandırılabildi. Borçlar uzun vadeli ve daha düşük getirili, getirisi de ekonominin büyümesine endekslenen tahvillerle değiştirildi. Ortalamada piyasadaki iskonto kadar (%65) bir borç affı da gerçekleşti. Böylece Arjantin de kendisine yeni bir sayfa açmış oldu. Ekonomi yeniden bir istikrarlı büyüme dönemine girdi (Grafik 1). Bu süreçte Arjantin alacaklılarıyla yaptığı anlaşmaya tamamen uyarak borçlarını ödedi (piyasalardan borçlanamadığı halde). Paris Kulübü’ne ve IMF’ye olan borçlarını temerrüt faizi ile birlikte ödenirken Arjantin Meclisi yatırımlarına el konulan İspanyol petrol şirketi Repsol’un 5 milyar $’lık tazminatını bile onayladı.

FIRSATÇI AKBABALARIN İSTEDİĞİ OLDU

Ne var ki, fırsatçı akbabalar büyük iskontolarla piyasalardan topladıkları tahvillerin %100 değeriyle ödenmesi konusunda hep ısrarcı oldular. Bunun için tahvillerin hukuken bağlı olduğu ABD’de yıllar süren davalar açtılar. Arjantin’in ABD’de el konulabilecek bir varlığı yoktu ama davalar nedeniyle müflis konumundan çıkıp global piyasalarda yeniden borçlanamadı. Akbabaların pahalı avukatları sonunda tahvillerdeki “pari passu (alacaklılara eşit muamele)” maddesine dayanarak “bize ödemeyenler başkasına ödeyemez” iddiasını zorladılar. Ve sonunda da 83 yaşındaki bir hakime bunu kabul ettirdiler. Böylece Arjantin’den bir şey kopartamayan akbabalar diğer alacaklılara ödeme yapılmasını engelleyebilecek hale gelmiş oldular. Parası olduğu ve ödeme yapmak istediği halde.

    Arjantin, temmuz sonundaki diğer alacaklılarına yapacağı ödeme gününe kadar akbabalarla anlaşmaya zorlandı. Ama anlaşmadı. Hiçbir devlet temsilcisi ülkeyi suistimal  eden böyle bir fırsatçılığın altına istese de imza atamazdı zaten. Arjantin her şeye rağmen temmuz sonunda diğer alacaklılara yapması gereken 539 milyon $’lık faiz ödemesini ABD’deki kayyuma gönderdi. O nedenle medya, kredi derecelendirme kuruluşları ve piyasa çirkin tezgaha katılıp Arjantin’i iflas etmiş gibi yansıtıyor olsa da aslında iflas etmiş değil ve bunu herkes biliyor. Zaten piyasada gösterge tahvili %15 iskontoyla alınıp satılıyor, 2001’deki gibi %65-70 değil (Grafik 2). Hatta Başkan Kirchner’in popülaritesi artıyor.

     Arjantin ekonomisi doğru yönetilmemiş, zaman içerisinde gerekli reformları yapmamış, geçmişi hatalarla dolu bir ülke olabilir. Ama bu suistimal bunlarla haklı gösterilemez. Gelişmekte olan ülkeler bunları görmeli ve nasıl borçlandıklarına dikkat etmeliler. Çünkü hâlâ dünyada, en azından devletler için, ortak kabul görmüş, bu tür suistimalleri engelleyen, çoğunluğun kararını genel hale getiren bir iflas mekanizması bir türlü oturtulamadı. Ne hikmetse!

 

SARUHAN ÖZEL

Etiket : Arjantin, ekonomi, iflas, akbaba

İlgili Haberler

GÜNCEL

REKLAM

Blog ve Köşe Yazıları

EN ÇOK OKUNANLAR

DOSYA

RÖPORTAJ