Brezilyanın 17 Aralıkı

    29 Ağustos 2015
  • İleri
  • Geri
  • Büyüt
  • Küçült

Brezilyada yaşanan bir yolsuzluk operasyonunun hikayesi

KAMİL ERGİN – CİHAN HABER AJANSI BREZİLYA MUHABİRİ

GİRİŞ VE TAKDİM

Türkiye, 17/25 Aralık sürecinde geri dönüşü olmayan bir yola adım atarken, dünyanın uzak bir coğrafyasında, neredeyse aynı zaman diliminde yaşanan benzer bir hadise, o ülkenin de kaderini değiştirdi. Türkiye’deki soruşturmanın kilit ismi olarak görülen Reza Zarrab’ın içeri alındığı tarihten 3 ay sonra, Zerrab’la aynı işi yapan Alberto Youssef, Brezilya polisinin düzenlediği bir operasyonla göz altına alındı.

Döviz ticareti yapan ve dinlemeye takılan Youssef’un, ülkenin en büyük kamu kuruluşu olan Petrobras’ın yöneticisi Roberto Costa’ya lüks bir araba hediye ettiği tespit edildi. Bu dakikadan itibaren iki isim arasındaki ilişkiyi çözmeye odaklanan emniyet güçleri, 6 yıl süren çalışmanın ardından Brezilya tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk skandalını tüm detaylarıyla ortaya çıkarmayı başardı.

‘Havuz sistemi’ kuran büyük bir yolsuzluk çetesinin, kamu ihaleleri yoluyla milyarlarca dolarlık haksız kazanç elde ettiği tespit edildi. Sistemin bir parçası olan politikacıların ise aracı oldukları ihaleler üzerinden rüşvet ve komisyon alarak hem kendi ceplerini doldurdukları hem de siyaseti finanse ettikleri öğrenildi.

Buraya kadar anlatılanlar, aşina olduğumuz bir Türk filmine ait sahneler gibi. Ancak bu noktadan sonra senaryo değişti ve hikaye farklı bir yöne doğru ilerledi.

Brezilya medyasının destek verdiği süreçte ‘darbe’ hikayesi tutmadı. Halk sokaklara inerek hırsızlardan hesap sorulmasını talep etti. Dosyada kendi isminin geçmesine rağmen, devlet başkanı aklanma yolunu seçti.  Bu süreçte savcılar görevden alınmadı. Polisler sürülmedi. Dosyalar kaçırılmadı. Aksine, hızlı bir komisyon kuruldu ve olayların üzerine gidildi.  Youssef’in para aklamak için kurduğu ilk şirket bir oto yıkama istasyonuydu. Bu sebeple operasyona ‘Jet Yıkama’ adı verildi ve ülke büyük bir çamaşır kazanının içine yatırıldı.

BİRİNCİ BÖLÜM: YOLSUZLUK SORUŞTURMASI HALKIN UMUDU OLDU

Brezilya tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonu, bir halkı derin uykusundan uyandırdı. Adına 'Jet Yıkama' denilen dosya kapsamında işadamlarından bürokratlara, senatörlerden valilere, bakanlardan eski devlet başkanlarına yüzlerce önemli isme soruşturma açıldı. 2010 yılına kadar dünyanın dördüncü büyük şirketi unvanına sahip Petrobras bünyesinde ortaya çıkan rüşvet ve kara para çarkı, şirket ve ülke sınırlarını aşarak nükleer sistemlere uzanan büyük bir milli güvenlik sorunu haline geldi. Brezilya halkını sokaklara döken ve artık geri dönüşü olmayan dev bir temizlik operasyonunun detaylarını yerinde inceledik.

Brezilya, son 15 yılını yolsuzlukla mücadeleye adamış bir ülke. Birbiri ardına patlak veren skandallar, kaynak bakımından hiçbir problemi olmayan ve insanların barış içinde yaşadığı bu ülkede bir şeylerin ters gittiğine işaret ediyordu. 2003-2011 yılları arasında iki dönem devlet başkanlığı yapan efsane lider Lula da Silva döneminde kabuğunu kıran ve dünyaya varlığını ispatlayan Latin Amerika ülkesi, kısa sürede parlayan bir yıldız haline geldi. İngiltere'yi sollayarak dünyanın 5. büyük ekonomisi olma payesine erişen ülkede halkın mustarip olduğu durum, bu zenginliğin tabana yayılmaması ve genel bir refaha dönüşmemesiydi. 
2013 yılında toplu taşımaya yapılan 20 kuruşluk zammı protesto eden küçük bir grup, bir anda kamu hizmetlerinin yetersizliğine, lüks harcamalara ve yolsuzluğa ‘yeter' diyen bir halk hareketine dönüştü. 2013'ün Haziran ayında başlayıp bir yıl süren bu gösteriler amacına ulaştı ve hükümet nezdinde karşılık buldu. 'Devlet Ana'yı temsil eden Başkan Dilma Rousseff, millete ‘siz haklısınız' dedi ve yargının önünü açtı. Bu sözleri takip eden günlerin birinde Brezilya halkı yeni bir skandala uyandı: Lava Jato

RÜŞVET PARALARINI TAŞIYAN KURYE HAVAALANINDA YAKALANDI

Lava Jato, 'hızlı yıkama' anlamına gelen ve oto yıkama istasyonlarına verilen genel bir isim. Güvenlik güçleri, ülkede varlığı tescillenen büyük bir çetenin, aynı Hollywood filmlerinde olduğu gibi yüksek miktarlardaki kara parayı oto yıkama ve benzin istasyonları aracılığıyla temizlediğini keşfetti. İnsanlar, başlangıçta durumu kavramakta güçlük çekse de kısa süre sonra olay kamuoyuna mal oldu. Aralarında politikacılar, işadamları, kuryeler ve kamu yöneticilerinin bulunduğu etkin bir zümrenin, halkın vergileriyle işletilen bir kurum olan Petrobras üzerinden servet devşirdiği haberi gündeme oturdu. Ülkeyi sarsan soruşturmanın hikayesi şöyle gelişti:

Orta ölçekli bir işadamı olan Hermes Magnus, 2008 yılında makine ekipmanları tedarik eden yeni şirketine yatırımcı aradığı esnada yolu eski bir milletvekili Jose Muhammed Janene ile kesişir. Milletvekili, dostu olduğunu söylediği dolar operatörü Alberto Youssef'e ait finans kurumu aracılığıyla Magnus'a yarım milyon dolar ödeyerek şirkete ortak olur.  İlerleyen dönemde şirketin aktivitelerinde anormallik sezen Magnus, yeni ortaklarının bazı işler karıştırdığından şüphelenir. Alım-satım ve para hareketini mercek altına alan Magnus, ortaklarının bu yöntemle kara para aklandığını idrak eder. Telefon konuşmalarına ve iki dostun arasındaki diyaloga kulak kesilen işadamı, büyük bir çetenin içinde esir olduğunu anlar. Korkar ancak panik yapmaz. Eline geçen bazı bilgi ve dokümanları polise gönderir. Evrakları inceleyen polis hemen harekete geçmez. Yaklaşık bir yıl sonra milletvekilinin finans işlerini yürüten başka bir 'taşıyıcı' havaalanında üzerinde yüklü miktarda parayla yakalanınca parçalar birleşir ve düğmeye basılır. 

RÜŞVET ÇARKI DİNLEMELERE TAKILDI

2011 yılına kadar yapılan incelemelerde dolar operatörü ve milletvekili arasındaki ilişki çözülür. Ancak polis, ortada çok daha büyük bir çarkın döndüğünü fark eder. Bu sebeple tüm sistemi içine alacak ve yasal zemini güçlendirecek delillerin oluşması için teknik takibi genişletir. Bu süreçte polis, kartel oluşturan şirketleri, alınan rüşvetleri, dağıtılan komisyonları ve ayartılan politikacıları kayıt altına alır.

İHALE HAVUZU  KURULMUŞ

6 yıl süren çalışmanın neticesinde, savcı tutanaklarına göre ortada şöyle bir hikaye vardır: 2004 yılında kafa kafaya veren birkaç üst düzey Petrobras yöneticisi, bir kartel ile anlaşarak ihale bedellerinin yükseltilmesini sağlar. Buna göre kartele üye şirketler , kendi aralarında anlaşarak hangi ihaleyi kimin kazanacağını karara bağlarlar. İlgili yönetici ve bürokratlara bu tiyatroyu görmezden gelmeleri için rüşvet dağıtılır. Koltuklarını siyasilere borçlu olan yöneticiler, aldıkları paranın bir kısmını da siyasetçilerle paylaşır. Böylelikle ele geçen paranın üstten alta doğru paylaşımı sağlanır. 

Yargı sürecinde gelen itiraflar bu iddiaları destekler mahiyette. Örneğin başlangıç seviyesindeki sorguların birinde, yönetimin ikinci kademesinde görev yapan bir Petrobras çalışanı olan Pedro Barusco, ihalelerden kendi payına 100 milyon dolar düştüğünü itiraf eder. Siyasetin finansmanı içinse iktidar partisine 200 milyon dolar aktarıldığını söyler. Skandalın boyutunu anlamak için Petrobras'ın büyüklüğünü nazara vermek gerekiyor. Dünyanın en büyük petrol şirketlerinden biri olan Petrobras, kapasite artırımı için yeni tesis ve hizmet alanlarına yıllık 20 milyar dolar yatırım yapıyor. 

DÜĞÜM ÇÖZÜLÜYOR

Dosya kemale erdiğinde takvimler 17 Mart 2014 tarihini gösteriyordu. Milletvekili Janene'nin ömrü yargı sürecine yetmedi ve henüz 55 yaşında iken 2010 yılında vefat etti. Ancak güvenlik güçleri, 2014 yılında başlatılan operasyonun ilk dalgasında Alberto Yousseff ile birlikte 17 kişiyi içeri aldı. Dolar operatörü, avukatlarla yaptığı ilk görüşmede ‘ben konuşursam hükümet düşer' dedi ve susmayı tercih etti.  Hemen üç gün sonra gerçekleşen ikinci dalgada ise eski Petrobras başkanı Paulo Roberto Costa tutuklandı. Bu dakikadan itibaren soruşturma ciddiyet kazanıp kamuoyunun dikkati 'büyük petrol skandalına' odaklandı. Costa, başta rüşvet çarkının varlığını inkar etse de eşinin şirketleri ve çocuklarının evlerinden çıkan deliller onu savcılarla anlaşma yapmaya ikna etti. Petrobras başkanının çözülen ilk düğüm olması, kaçınılmaz olarak yeni halkaların oluşmasını hızlandırdı. 

İLK KEZ BİR DEVLET BAŞKANI YARGILANIYOR

Operasyonun ilk evrelerinden birinde, on iki yıllık iktidar partisinin muhasebe kayıtlarını tutan Joao Vaccari tutuklanmıştı. 14. dalgada ise göz altına alınan işadamlarından birinin sözleri soruşturmaya yeni boyut kazandırdı. Latin Amerika'nın en büyük inşaat şirketi Odebrecht'in patronu, ‘Beni tutuklayacaklarsa yan yana üç hücre hazırlasınlar; biri benim için diğer ikisi ise Lula ve Dilma için' diyerek hükümeti ve Lula'yı tehdit etti. Bu gelişme, kamuoyunda  eski devlet başkanı Lula'ya bir adım kaldığı hissini oluşturdu. Ancak bu erken bir tahmindi. Lula'nın sağ kolu olarak bilinen ve devletin iki numaralı koltuğuna oturan Jose Dirceu'nun alınması ancak operasyonun 17. dalgasında gerçekleşti. Konuya açıklık getiren savcılar, adalet önünde herkesin eşit olduğunu vurguladıktan sonra dosyada Lula hakkında bazı şüphelerin bulunduğunu ancak henüz sorguyu gerektirecek kuvvette bir bulguya rastlanmadığını söyledi. 

Takvim yaprakları hızla dökülürken tutuklamalar birbirini izledi ve geçtiğimiz hafta itibariyle 18. dalgaya gelindi. Önemli isimlerin soruşturmaya dahil edilmesi, ülkedeki siyasi depremin şiddetini artıyordu. İlk altı dalga, Petrobras yöneticileri ve para trafiğini düzenleyen operatörler üzerine yoğunlaştı. İlerleyen süreçte işadamları, milletvekilleri, senatör, vali, bakan derken soruşturmanın boyutu eski devlet başkanı Fernando Collor'a kadar uzandı.

Operasyon kapsamında, çoğu inşaat firması olmak üzere havuza üye olan ülkenin önde gelen işadamları içeri alındı. Yıllık ciroları toplam 20 milyar doları bulan 9 büyük inşaat firmasının sahipleri suça bulaştıklarını itiraf ettiler. Petrobras’ta görev yapan yönetici kadrosunun yanı sıra suça iştirak eden onlarca bürokrat da soruşturmadan nasibini aldı. Operasyon son olarak ülkedeki nükleer tesislerin işletiminden sorumlu olan kamu kuruluşu Eletronuclear’ın başkanı Othon Luiz Silva’yı da içeri aldı.

Operasyonun siyasi ayağı, iktidar partisinin 12 yıllık muhasebecisi Joao Vaccari’nin 12. dalgada içeri girmesiyle başlamıştı. Vaccari’nin ardından milletvekilleri, senatörler ve valiler sırayı takip etti. Soruşturmaya dahil edilenler arasında Lula’nın sağ kolu Jose Dirceu, Eski Senato Başkanı Renan Calheiros, Rio valisi Luiz Fernando Pezão, Eski Enerji Bakanı Edison Lobao, Eski Sağlık Bakanı Humberto Costa, Eski Maliye Bakanı Antonio Palocci ve devletin iki numaralı koltuğuna oturan Gleisi Houffman gibi isimler de var. Bu soruşturmaları eski devlet başkanı Fernando Collor takip etti.  Geçtiğimiz gün de Federal Meclis Başkanı Eduardo Cunha hakkında hazırlanan iddianame kabul edildi. Böylelikle hakkında işlem başlatılan politikacı sayısı 53’e yükseldi.

Süreç, ayrıca ülkenin en güçlü ikinci kadını sıfatını taşıyan Petrobras Başkanı Graça Foster'ı da ekibi ile birlikte istifaya zorladı. 17 ayın sonunda soruşturma kapsamında işlem gören sayısı 716'ya ulaşırken hüküm giyenlerin sayısı 33'e yükseldi. 

‘TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ KALMAYACAK’

Petrobras defteri açılınca gözler hükümete ve özellikle Devlet Başkanı Dilma Rousseff'e çevrildi. Zira Rousseff, 2003-2010 yılları arasında yönetim konseyi başkanı sıfatıyla Petrobras'ta görev yapmıştı.  Kısa bir araştırma, ABD'nin Texas eyaletinde satın alınan bir rafineriye gerçek bedelinden 27 kat yüksek fiyat ödendiğini ve kararının altında Rousseff ‘in imzasının olduğunu ortaya koydu. Rousseff, ilk savunmasında bu konuda yanlışlık yapılmış olabileceğini ancak herhangi bir kasıt olmadığını dile getirdi. Konuya ilişkin yaptığı açıklamada bürokratlar tarafından yanlış bilgilendirildiğini ve önüne gelen dosyaya göre hareket edildiğini vurguladı.

Soruşturmanın seyri, Rousseff‘in tavrıyla farklı bir güzergaha doğru ilerlemeye başladı. Rousseff, kendisine yöneltilen suçlamalar karşısında aklanma yolunu seçerek kameraların önünde yargıya destek sözü verdi. Muhalifleri tarafından partisine veya şahsına yöneltilecek bir karalama kampanyası için kimseye malzeme vermeyeceğini belirtti. Adalet önünde eşitliği vurgulayarak suçlu olanın cezasını çekmesi gerektiğine inandığını söyledi. Geçen yıl ekim ayınca yeniden seçilmesinin ardından verdiği ilk röportajda şunları söyledi:

“Taş üstünde taş kalmayacak. Bu işi sonuna kadar araştıracağız. Parti çıkarlarından önce gelen, kendime ait bir karakterim var. Politikacılar tutuklanınca siyasi istikrarsızlık oluşur diye bir kaygım yok. İnanıyorum ki güçlü bir demokrasimiz ve işleyen kurumlarımız var. Brezilya toplumu,  artık suçluların ceza almadığı bir sisteme karşı birlikte duruş sergiliyor. Bu şu anlama geliyor. Kimin canı acırsa acısın adalet yerini bulmalı. Biri hata yaptıysa mutlaka cezasını çekmeli.”

‘ABDESTİNDEN ŞÜPHESİ OLMAYAN' LİDER

Türkiye'de 17/25 Aralık operasyonunu gerçekleştiren polis ve savcılar hükümet eliyle hallaç pamuğu gibi savruldu. Brezilya'da ise Devlet Başkanı Dilma Rousseff, davayı yürüten savcı Rodrigo Janot'un görev süresini uzatmayı tercih etti. Rousseff'in geçen hafta aldığı bu karar, muhalefet partileri ve medya eliyle yürütülen kampanyaya karşı en etkili cevap oldu. Gün geçtikçe eriyen popülaritesine rağmen Rousseff'in bu tavrı, demokratik duruşunu perçinledi. Yönetim tarzını beğenmeseler de en muhalif isimler bile 'başkanın abdestinden şüphesi olmadığı' konusunda hemfikir.

PETROBRAS'IN KASASINDAN ÇIKAN PARA 7-8 MİLYAR DOLAR

Operasyonun mali boyutu, başlangıçta 3-4 milyar dolar olarak tahmin edildi. Ancak soruşturma derinleştikçe yalnızca Petrobras'ın kasasından çıkan paranın 7-8 milyar dolardan az olamayacağı kanaati belirdi. Elde edilen bulgulardan yola çıkarak soruşturmaya Sağlık Bakanlığı, enerji ihaleleri ve kamu bankalarının da dahil edilmesi ile birlikte operasyonun sınırları Petrobras'ı aştı. Daha kapağı açılmamış birçok dosyanın raflarda beklediği düşünülürse en iyimser tahmin bile önümüzdeki günlerde yolsuzluk ve rüşvet çarkında dönen para için üç haneli rakamların konuşulabileceğine işaret ediyor.
 
İKİNCİ BÖLÜM: KARA KUTU AÇILDI

HALK, ÖDEDİĞİ VERGİNİN HESABINI SORUYOR
 
Bir protesto yöntemi olarak tencere tava çalmak Brezilya'da da moda ve haziran gösterilerinden bu yana sıkça rastlanan bir durum. Tencerelerin Rousseff için çaldığı bir esnada kulaklarını tıkayan ve sokak ortasında ‘demokrasiye saygı gösterip yenilgiyi kabul edin' diye haykıran Eduardo Duwe ile kesişiyor yollarımız. Duwe, 47 yaşında, kendini liberal demokrat olarak tanımlayan bir belgesel yapımcısı. Aynı zamanda uluslararası haber ajanslarına içerik sağlayan serbest bir gazeteci.  “Protestolar, Brezilya için istisnai bir durumdu. Sol grupların basit talepleriyle başlayan ancak sağ grupların desteğiyle büyüyen bir halk hareketine dönüştü.” diyor Brezilyalı gazeteci. Protestolardan yolsuzluk operasyonuna uzanan köprüyü ise arz-talep örtüşmesiyle izah ediyor. Kısacası halk, kararlı bir şekilde ödediği verginin hesabını sormak istedi. Hükümet ise bu talebe olumlu karşılık vererek devletin tüm imkanlarını seferber etti. Operasyonun başarısı, karşılıklı uzlaşının eseri.

Yolsuzluk, yüz yıldır hayat bulan sanal bir gerçeklik gibi algılanıyordu bu ülkede. Herkes varlığını bilir ama kimse elle tutup gözle göremezdi. Şimdi kara kutu açıldı ve hükümet bunu gizleme gereği duymadı. Kara kutunun içinde ne olduğunu herkes bilmek istiyor. Bu yüzden bir sonraki dalganın kimleri vuracağı ve soruşturmanın nerelere uzanacağı kestirilemiyor.

BAKANLIK SORUŞTURMA İÇİN ÖZEL SİTE AÇTI

Yolsuzluk operasyonu, ismi gibi o kadar hızlı ilerliyor ki İçişleri Bakanlığı, güncellemeleri yayınlamak ve basın mensuplarının işini kolaylaştırmak için özel bir site hazırlamak zorunda kaldı. Operasyonun neden bu kadar hızlı ilerlediği sorusuna verilen iki cevap var. İlki, gün kararmadan menzile ulaşmak için gaza basılıyor. Buradan çıkartılacak sonuç, devlet başkanlarının yargılanması varılacak son durak değil; bilakis uzun bir yolculuğun ilk durağı. İkincisi, yargı farklı bir strateji izleyerek sanıklarla anlaşma yolunu seçti ve suçunu kabul edip başkalarını ihbar edenlere ceza indirimi uyguladı. Böylelikle yargı süreci kısaldı ve her halka bir sonrakinin ipini çekti. 

Duwe'a göre eski defterlerin açılması ve kirli çamaşırların ortaya serilmesi tüm sistemi bloke edebilir. Ülkede sosyo-ekonomik bir krize dönüşme potansiyeli taşıyan bu süreç, ancak devlet ve millet arasında yapılacak bir anlaşma ile sükunete erebilir. Zira,  ülkede 21 yıl iktidar süren dikta rejiminden sivil yönetime geçiş sürecinde genel bir af yasası üzerinden toplumsal uzlaşı sağlanmıştı.

MUHALEFET VE MEDYA PROBLEMİ

Brezilya'da 2013 Haziran ayındaki gösterilerle geçtiğimiz günlerde yapılan protestolar arasında bariz bir kimlik farkı var. İlki, mevcut düzene genel bir tepki olarak ortaya konmuş ve organik şekilde gelişmişti. İkincisi ise muhalefet eliyle organize edilen ve taraftar kavgasına dönüşen gösteriler. Nitekim bugünlerde iktidar, muhalefete misilleme olarak 'Milli İradeye Saygı' mitingleri düzenlemeye hazırlanıyor.  Bazıları, bu süreçte faturanın iktidardaki İşçi Partisi'ne kesilmesini, muhalefetin cambazlığı olarak görüyor. Bugünkü muhalefet, 90'lı yıllarda özelleştirmeleri yapan iktidar konumundaydı. O dönem bir blok halinde yolsuzluk ithamlarıyla dolu ve hakkında soruşturma açılan kayda değer bir isim yok. Bu sebeple muhalefeti fırsatçılıkla itham edip, hükümet aleyhine düzenlenen gösterileri demokratik kazanımların aşındırılması olarak görenler de var. Hatta Rousseff, polemiği bir adım daha ileriye götürerek muhalefetin bu tutumunu bir ‘darbe uğraşı' olarak nitelendirdi.

90'ların sonunda büyümeye başlayan İşçi Partisi, bu ülkede gücün el değişimini simgeliyor. Brezilya'da iktidar, Avrupalı beyaz göçmenler tarafından temsil edilirken İşçi Partisi düşük gelirli halkın desteğini alarak yeni bir sınıf oluşturdu. Tepkinin büyüklüğü biraz da beklentinin büyüklüğünden kaynaklanıyor. Fakir için umudu simgeleyen partinin kuruluş sloganı, ‘Biz çalmayız ve kimsenin de çalmasına da göz yummayız' mealinde. Ancak 4 dönem üst üste seçim kazanan partinin kadrolarının yozlaştığı ve kendisine destek veren sivil toplum kuruluşlarının da iktidar nimetlerine ortak olarak itibar kaybettiği biliniyor. Dolayısıyla hata-sevap cetvelinde diğer gruplardan bir puan düşen halk, iktidarın hanesine eksi on yazıyor. Öte yandan Lava Jato operasyonunda altı farklı partiden toplam 53 politikacının soruşturma geçirmesine rağmen İşçi Partisi'nin göze batmasında, muhalefete yakın duruş sergileyen elit medyanın parmağı var. Medya, kışkırtıcı bir üslupla iktidar partisi ve Lula'yı hedefe oturtmuş durumda. Seçim tekrarı olması halinde İşçi Partisi'nin yeniden seçilmesi mümkün gözükmüyor. Anketlere göre Rousseff'in reytinginin bu kadar düşmesinde medya büyük rol oynuyor.

SIRA LULA'YA MI GELDİ?

Brezilya'da herkesin cevabını bilmek istediği iki soru var. Biri, ülkeye sınıf atlatan efsane lider Lula da Silva  içeri girecek mi? Diğeri, hükümet düşecek mi? Lula'ya atfedilen suç, başkanlık görevinin ardından yürüttüğü lobi faaliyetleri ile bazı şirketlerin yurt içi ve yurt dışında ihale kazanmalarına yardımcı olduğu; ayrıca kamu bankalarından kredi kullanabilmeleri için aracı olduğu yönünde. Lula, kendini 'ülke yararına girişim' yapmış olmakla savunuyor. Karşıt görüş ise bu ihalelerden kendisi ve partisine çıkar sağladığını ileri sürüyor.  Brezilyalı gazeteci Duwe, sendika geleneğine mensup Lula'nın statüko tarafından desteklenip bir kurtarıcıya dönüştürüldüğünden söz ediyor. Dolayısıyla Lula hakkındaki kararın yine statüko tarafından verileceğini düşünüyor. Bu sürecin sonunda ışığı tamamen söndürülebilir ya da bir halk kahramanı ilan edilip yeniden parlatılabilir.

 

Lula hakkında taraftarlarının ve muhaliflerinin hemfikir olduğu mesele, onun görev süresi dolduğunda karizmatik bir lider olarak politikadan uzak durması, sahip olduğu ünü koruması ve ülke tanıtımına katkı sağlayacak işler yapması gerektiği. Ancak savcıların ifade ettiği ‘kuvvetli şüphe', adının kirlendiğine ve aklanmak için bir hayli gayret sarfetmesi gerektiğine işaret ediyor. 

Rousseff'in durumu ise tamamen farklı. Göreve gelir gelmez yaptığı ilk icraat, Lula'nın kadrosunu temizlemek oldu. Bu sebeple kendi ekibi içinde henüz sicili kirlenen bir isim yok. Çoğunluk, Rousseff'in masum olduğuna inanıyor ve yargıyı destekleyen yaklaşımını pozitif buluyor. Ancak Petrobras'ta görev yaptığı döneme ait iddialar karşısında henüz kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yapılmadığı kanaati hakim. Birbirine kenetlenen muhalefetin 'Rousseff'in azli veya istifası' talebinin altında da bu zafiyet yatıyor. Neticede Rousseff'in dokunulmazlığı var ve soruşturmanın önünü tıkamadığı için halk desteğine sahip. Bu sebeple hükümetin düşme ihtimali de zayıf. Ancak Rousseff, 9 partili bir koalisyonu yönetiyor. Dolayısıyla koalisyon ortakları arasında oluşabilecek çatlak, Rousseff hükümetinin sonu anlamına geliyor. Nitekim ocak ayında bütçe ve kadro dağılımında huzursuzluk yaşayan hükümetin en büyük ortağı Michel Temer'in partisi bu ayrışmanın sinyalini verdi. Dolayısıyla Rousseff'i zor bir dönem bekliyor.

Rousseff'in başını ağrıtan başka bir mesele de ülke ekonomisinde yaşanan sorunlarla ilgili. Para biriminin değer kaybetmesi, dış ticaretin durma  noktasına gelmesi ve enflasyonun tırmanışa geçmesi halkı tedirgin ediyor. Bunu fırsat bilen muhalefet, yolsuzluk dosyasını da aynı pakete sararak hükümetin düşmesi için var gücüyle yükleniyor.

YOLSUZLUĞUN EKONOMİYE ETKİSİ

Ekonomisi dünyanın en hızlı büyüyen ülkeleri arasında gösterilen Brezilya, son birkaç yıldır büyüme hızındaki düşüşle dikkat çekiyor. Medya, bu yükselme ve düşüş hareketini doğrudan petrol skandalıyla ilişkilendirmeye çalışsa da krizin temelinde dış piyasalardan gelen etkiyle ihracatın yavaşlaması yatıyor. Bununla birlikte artan kamu harcamaları, israf ve yolsuzluk gibi sorunlar, ülke ekonomisini dibe iten diğer etkenler arasında yer alıyor.  İhracatı ithalatından fazla olan Brezilya, 13 yıl sonra ilk kez geçtiğimiz yıl bütçe açığı verdi. Uzmanlar, ekonomide 2016 sonuna kadar herhangi bir iyileşme göremediklerini vurguluyor. Merkez Bankası, enflasyonu kontrol altında tutmak için hamle üstüne hamle yaparken bir yandan da ülke rezervleri hızla eriyor. Petrobras'ta yaşananlar ise zaten su alan gemide büyükçe bir delik açtı. 

Şöyle ki; petrol üretimini kademeli olarak artıran ve 2020 yılına kadar ilk beşe girmeyi hedefleyen Brezilya, bu politikayı kalkınma hamlesinin önemli bir sütunu olarak görüyordu. Ancak bu fikir üzerine inşa edilen Petrobras, hem yolsuzluk skandalı hem de petrol fiyatlarının düşmesiyle birlikte zarar eden dev bir enkaza dönüştü. Yüzde 51'i devlet iştiraki olan şirketin son bir yıldaki değer kaybı yüzde 50'yi aştı. Kredi derecelendirme kurumu Moody's, bundan yalnızca 5 yıl önce, küresel ölçekte gelmiş geçmiş en büyük hisse senedi satışını gerçekleştiren şirketin kredi notunu ‘junk', yani 'çöp' statüsüne indirdi.  

DÜNYA KUPASI YATIRIMLARI MERCEK ALTINDA

Petrol şirketinin işleyişini en ince ayrıntısına kadar sorgulayan operasyonun rotası, geçtiğimiz hafta itibariyle enerji ihalelerine çevrildi. Brezilya'nın nükleer programında yer alan tesislerin yapımı, enerji dağıtım şebekeleri gibi konulara giriş yapan emniyet ve yargı mensupları, uzun soluklu bir araştırma dönemine hazırlık yapıyor. Bu süreçte nükleer programın masaya yatırılacak olması, kuşkusuz milli güvenlik konusunu da gündeme getirecek. Farklı bakanlıklara sıçraması beklenen operasyon, kamu şirketlerinin yanı sıra askeri ve sivil kurumları da içine alarak ilerleyecek. Ancak soruşturma, bu dosyalardan daha önce netice vermesi beklenen başka bir cephede daha ilerliyor: 2014 Dünya Kupası yatırımları

Ülkenin önde gelen inşaat firmalarının patronlarının çoğu, operasyonun 10-15. dalgalarında içeri alındı ve yargı süreci devam ediyor. Stadyum inşaatı, havalimanı ve otoyol ihalelerini alan şirketlerin hemen hepsi, Petrobras ihalelerinden pay alan aynı şirketlerden oluşuyor. Hükümet, hazırlık sürecinde altyapı yatırımları için 200 milyar dolarlık bir bütçe öngörmüş, ancak çoğu proje yarım kalmış veya başlamadan iptal edilmişti. Bu projeler içinde Dünya Kupası için yapılan toplam harcama 14 milyar dolar. Yıllık bütçesi 1 trilyon dolara yaklaşan bir ülke için bu rakam 'devede kulak' kalıyor. Ancak kupa yatırımları herkesin ilgi alanına girdiği ve çokça tartışıldığı için sembolik bir öneme sahip. Ünlü Maracana stadı ve açılış maçının oynandığı Arena Corinthians stadının yapımını üstlenen Odebrecht firması ilk sorgulananlar arasında yer alıyor. 
Türkiye'de çılgın projeler ve rant ekonomisinin zirve yaptığı son birkaç yıllık dönemde ortaya atılan iddialar şimdilik gazete arşivlerinde duruyor. Brezilya örneğinde görüldüğü gibi halkın hesap sorma isteği ağır bastığında hükümetler buna direnemiyor ve yargı mensupları eskimiş dosyaları raflardan indirmekte üşenmiyorlar. Herhangi bir ülkede emniyet ve adaleti gözeten kurumlar ayağındaki prangalardan kurtulursa Brezilya örneği onlar için hazır bir model olma potansiyeli taşıyor.

BÖLÜM 3: TOPLU BİR TEMİZLİK KAMPANYASI 

YOLSUZLUĞUN DNA'SI ÇÖZÜLDÜ, YARGIYA GÜVEN ARTTI

Brezilya'da, halk arasında zengin ve güçlü bir isim tutukladığında, kısa bir tahkikattan sonra salıverileceğini ifade etmek için söylenen bir deyim vardır: ‘Bu buluşma pizza partisiyle son bulur.' Ancak halk, bu kez birşeylerin değişeceği noktasında oldukça iyimser. Davayı üstlenen hakim Sergio Moro, şimdiden bir halk kahramanına dönüşmüş durumda. Baskılardan bunalıp içini dökmek için verdiği ilk ve tek röportajında bu operasyonu 'gücün demokratikleşmesi için bir enstrüman' olarak gördüğünü söylüyor. Henüz suçlu olduğu kanıtlanmamış politikacılar hakkında yapılan yorumları ise ‘eşitlik ilkesine aykırı' olarak değerlendiriyor. Kendisine yöneltilen suçlamalara ve siyasi baskılara karşılık ‘Ben yırtıcı bir hayvan değilim' diyen Moro, kimseyi terbiye etme veya intikam alma hissiyle davranmadığını, sadece yasanın buyruğunu yerine getiren basit bir memur olduğunu, kendisine de öyle bakılması gerektiğini söylüyor. Davaya bakan savcılardan biri ise nasıl bir yöntem izledikleri sorusuna şöyle cevap veriyor. ‘Ülkedeki yolsuzluğun DNA'sı çözüldü. Kimin nasıl bir yolsuzluğa bulaştığını tahmin etmek için eski dosyalara bakmak yetiyor.' 

Petrobras operasyonuyla birlikte ülkede topyekün bir temizlik furyasının başlatıldığı ve sistemin baştan uca yenilenme içinde olduğunu söylemek abartı olmaz. Adı skandallarla anılan ülkenin son 15 yılda geliştirdiği medya, emniyet ve yargı araçlarıyla yolsuzlukla mücadele algısının değiştiğine şahit oluyoruz.  Petrobras'ın ardından diğer kurumların ihale dosyalarının da raflardan inmeye başlaması, ülkede toplu bir temizlik hareketinin fitili ateşlenmiş oldu. Bu durum devletten bugüne kadar ihale alan tüm şirketlerde endişeye yol açtı. Ülkenin önde gelen iş adamlarının aldığı cezalar şirketleri yasal zeminde faaliyet göstermeye zorluyor. Devletle ilişkilerini gözden geçiren özel şirketler, piyasadaki alışkanlıkların terki için alternatif çözüm arayışı başlattı. 

YOLSUZLUĞA KARŞI BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ KURULUYOR

Operasyonun tetiklediği bir başka gelişme ise meclis çatısı altında yaşanıyor. Hükümetin seçim vaadi olan siyasi reform kapsamında mevcut usül ve ilkeler yeniden yazılıyor. Şeffaflık, eşitlik, hukukun üstünlüğü gibi konularda kılı kırk yaran düzenlemeler geçiyor. Gelinen aşamada, mecliste ardı ardına onaylanan yasalarla birlikte siyaset, iş dünyası ve sivil toplum örgütleri arasındaki ilişki net bir tanıma kavuşmak üzere.  

Türkiye, uluslararası kamuoyunda uzun süredir otoriterleşme eğilimi, hukukun yürütmeye bağlanması, ifade özgürlüğünün baskı altına alınması gibi konularla gündeme geliyor. Atılan bu anti-demokratik adımlarla son birkaç yıldır beyin travması ve kısmi felç geçirdiği izlenimi veren Türkiye'de son parlamento seçimleri ve iktidarın zayıflaması da henüz şartları değiştirmedi. Halk desteğini arkasına alan muhalefet partileri, kendi aralarında çatıştığı için yolsuzluk dosyalarının kapağını açamadılar. Şüphesiz Türkiye, coğrafyası ve iç dinamikleri ile kendine özgü bir ülke. Ancak yakın siyasi tarihin birkaç sahnesinde aynı karede bulunduğu Brezilya'dan bu operasyon vesilesiyle alabileceği birçok ders var.

“HALK DARBE TEZİNİ YUTMADI”

Yolsuzluk soruşturmasının etkileri Brezilya'da farklı boyutlarıyla hissedilirken, operasyon geri döndürülemez noktaya ulaştı. Farklı bir açıdan bakıldığında, bu geniş çaplı operasyon, Brezilya'daki emniyet ve yargı kurumlarının ilk tecrübesi değil. Ülke, daha geçtiğimiz yıl ‘Mensalao' adında 10 yıl süren benzer bir davayı başarıyla tamamlamıştı. Onun da öncesinde Monte Carlo, Satiagraha, Pandora'nın Kutusu gibi isimlerle ün yapan ve birbiriyle bağlantılı yürütülen operasyonlar var. 2003-2015 yıllları arasında Brezilya polisinin gerçekleştirdiği yolsuzluk operasyonu sayısı 400'e yaklaştı. Hatta bu zenginliği fırsat bilen bir girişimci, sanal 'yolsuzluk müzesi' dahi kurdu. 

Brezilya'ın 17 Aralık'ı olarak görülen Lava Jato'yu diğerlerinden ayıran özellik, operasyona verilen isimlerde gizli. ‘Lava Jato', hızlı yıkama anlamına gelirken, planlama safhasında ‘kıyamet' ve Latince'de ‘kanun önünde herkes eşittir' anlamına gelen ‘Erga Omnes' kodları kullanıldı. Polis ve yargı üyelerinin kullandığı bu ifadeler, soruşturmada sonuna kadar gidileceğinin, etiketine bakmadan herkesin sorgulanacağının işaretini veriyor.

Rüşvet, kara para aklama ve kartel oluşturma suçlarıyla ülkenin en zengin bankerini hapse gönderen Satiagraha Operasyonu'nu yöneten eski emniyet amiri Protogenes Queiroz ile Lava Jato hakkında konuştuk. Queiroz, ülke olarak bir değişimden söz ediyor. Kendi görev döneminde ne siyasi ortamın, ne de kurumların böylesi büyük davaları kaldırmaya hazır olmadığından bahsediyor. O dönemde güçlü kişilerin üzerine gitmenin bir bedeli olduğunu, kendisi ve ekibinin bu bedeli ödediğini öne sürüyor. Lava Jato'nun pürüzsüz ilerlemesinde, yargı ve emniyet kurumlarının siyasi etkiden uzaklaşmasının ve polisin tecrübelerden ders çıkarmasının etkili olduğundan bahsediyor. 

Querioz, Devlet Başkanı Rouesseff'in kendisi ve partisi hakkındaki  yolsuzluk iddialarını soruşturan savcının görev süresini uzatmasını yeni bir dönem olarak nitelendiriyor. Başkan'ın bu kararı almasında milletin duruşunun etkili olduğunu ifade ediyor. Türkiye'de iktidar aleyhine yöneltilen yolsuzluk iddialarının 'darbe girişimi' teziyle savuşturulduğundan ve bu tür bir karşılığın halk nezdinde kabul gördüğünden bahsediyoruz. Türkiye'deki olaylara da vakıf olduğunu söyleyen polis amiri, bu soruya kendi bakış açısından bir karşılaştırma yaparak şunları söylüyor: “Burada da denediler ama halk bu hikayeyi yutmadı. Görebildiğim kadarıyla Türkiye'de suçlananlar lehine yoğun bir propaganda var. Ama bunun bir önemi yok. Öyle bir dönem gelir ki artık halk, kurumlarla birlikte her şeyi sorgulama noktasına gelir ve o zaman hesap döner.  İşte sizin yaşadığınız da böyle geçici bir durum.” Türkiye ve Brezilya'nın yaşadığı sürecin benzerliklerine değinen Querioz, bu istikrarsız süreçten üç türlü çıkış olabileceğini şu sözlerle özetliyor: Ya kurumlar ve demokrasi bilinci güçlenerek her şey ilkeler üzerinden yürür. Ya seçimle iktidar değişir ve yeni gelenler eskilerden hesap sorar. Ya da halk sokaklara iner ve oluşan kaosun ardından yeni bir düzen kurulur.

PARA HAVUZDA DEDİLER, CAYMAN ADALARINDA ÇIKTI

Polisle yaptığı anlaşmada, kartel oluşumuna dahil olduğunu itiraf eden Camargo Correa adlı inşaat şirketinin yöneticisi Dalton Avancini, Petrobras ihalelerinden aldığı 30 milyon doları geri ödemeyi kabul etti. Anlaşmada ayrıca, kartele üye olan diğer şirketleri ihbar etmesi ve bunu ispatlayacak belgeleri paylaşması istendi. Emniyet güçleri, ceza indirimi karşılığında Avancini gibi 25 kişiyle pazarlık yaptı. Bu yöntemle şuana kadar devlet kasasına geri kazandırılan para 2 milyar dolara ulaştı. Bunun yanı sıra 1 milyar dolara yakın mal varlığına da el konuldu. El konulan mallar arasında politikacılara ait çok sayıda lüks araba olması dikkat çekiyor. Ayrıca ele geçirilen notlar, politikacılara ilginç hediyeler gönderildiğini de ortaya koyuyor. Bunların arasında pahalı saatler, 3 bin dolarlık şaraplar, yat, helikopter ve kadınlar bulunuyor.

DELİLLERİ ÜÇ KOMİSYON İNCELİYOR

Yolsuzlukla mücadele konusunda hükümetin kararlılığını ispatlayan şey, soruşturmanın birbirinden bağımsız üç farklı komisyon tarafından yürütülüyor olması. Meclis soruşturma komisyonunun yanı sıra, emniyet birimi içerisinde oluşturulan bir ekip ve  profesyonel bir muhasebe şirketi soruşturmaya eşlik ediyor. Her bir grup, kişileri ve delilleri farklı yöntemlerle sorgulayarak hakikate ulaşmaya çalışıyorlar. Örneğin Petrobras yöneticilerinden Paulo Roberto Costa'nın evinin uydu görüntülerini karşılaştıran polis, bahçedeki havuzun yerinde olmadığını tespit etti. Bu durumdan şüphelenen polis, havuza para gömülmüş olabileceği tezinin üzerinde durdu ve bahçeyi didik didik aradı. Bundan kendine pay çıkaran muhasebe grubu ise paranın ülke dışına çıkarılmış olma ihtimaline binaen Costa'nın yurtdışındaki hesaplarını taradı. Araştırma sonunda tüm para (25 milyon dolar), Cayman Adaları ve İsviçre hesaplarında çıktı.

Etiket : lava jato, operasyon, petrobras

İlgili Haberler

GÜNCEL

REKLAM

Blog ve Köşe Yazıları

EN ÇOK OKUNANLAR

DOSYA

RÖPORTAJ