Brezilya’da muhalefet kenetlendi, Başkan’ı görevden aldı

    19 Nisan 2016
  • İleri
  • Geri
  • Büyüt
  • Küçült

Brezilya’da kongrenin alt kanadı olan vekiller kamarası, üç gün süren görüşmelerin ardından 367’e 137 oyla Devlet Başkanı Dilma Rousseff’i görevden almaya karar verdi. Bu karar, Rousseff’in kariyeri ile birlikte 13 yıldır iktidarda olan İşçi Partisi (PT) ve ülke geleceği açısından önem taşıyor.

Dün yaşanan bu gelişmeyi doğru okuyabilmek için Brezilya’nın iç dinamiklerine ve yakın dönemde yaşanan siyasi olaylara vakıf olmak gerekiyor. 

Tabanı sendika üyelerinden oluşan ve 90'lı yılların sonunda büyümeye başlayan PT, bu ülkede gücün el değişimini simgeliyor. Brezilya'da devlet yönetimi, geleneksel olarak Avrupalı beyaz göçmenler tarafından temsil edilirken PT, Lula’nın karizması etrafında toplanan düşük gelirli halkın desteğiyle iktidara geldi. Lula, yeni açılımlar ve geliştirdiği sosyal politikalarla orta sınıfı güçlendirdi. Fakir için umudu simgeleyen partinin kuruluş sloganı, ‘Biz çalmayız ve kimsenin de çalmasına göz yummayız' mealinde. Bugün 4 kez üst üste seçim kazanan partiye ve temsilcilerine olan tepkinin büyüklüğü, biraz da halkın beklentilerinden kaynaklanıyor.

Şimdiki muhalefet ise 90'lı yıllarda özelleştirmeleri yapan iktidar konumundaydı. O dönem bir blok halinde yolsuzluk iddialarıyla dolu olmasına rağmen henüz hakkında soruşturma açılan kayda değer bir isim yok. Bu sebeple muhalefeti fırsatçılıkla itham edip, hükümet aleyhine düzenlenen gösterileri demokratik kazanımların aşındırılması olarak görenler de var. Hatta Rousseff, polemiği bir adım daha ileriye götürerek muhalefetin bu tutumunu bir ‘darbe uğraşı' olarak nitelendirdi.

Brezilya'da uzun süredir herkesin cevabını bilmek istediği iki soru var: İlki, ülkeye sınıf atlatan ve büyük bir yolsuzluk soruşturmasında ‘bir numara’ olarak işaret edilen Lula hapse girecek mi? Diğeri ise göreve geldiği günden bu yana muhalefetin ağır eleştirilerine hedef olan Rousseff hükümeti düşecek mi? Geçtiğimiz aylarda Lula’nın polis tarafından sorguya çekilmesi, hakkında tahmin yürütecek kadar fikir verdi. Rousseff’le ilgili beklentiler ise dün alınan meclis kararıyla mesafe katetti. Her iki soruya da net cevap vermek için henüz erken. Zira, Lula ile ilgili yargı süreci devam ederken Rousseff de önümüzdeki günlerde senato karşısında sınav verecek.

Lula’nın etkisi büyük

Ülkedeki yabancı gazeteciler olarak, oy faslından önce kürsüde konuşan muhalif vekillerin 13 yıldır biriken bir öfkeyi kustuklarına şahit olduk. Bu öfkenin birden fazla sebebi var. İlki, seçimi yüzde 2'lik farkla kaybeden muhalefetin hazımsızlığı. Temel problem ise sermaye grubu ile emekçilerin çatışması, büyümeye rağmen refahın tabana inmemesi ve Rousseff’in partisinin yolsuzluk söylemlerinin odağında yer alması.

Lula hakkında taraftarların ve muhaliflerin hemfikir olduğu görüş, görev süresi dolduğu anda karizmatik bir lider olarak aktif politikadan uzak durması, sahip olduğu ünü koruması ve ülke tanıtımına katkı sağlayacak işler yapması gerektiği yönündeydi. Ancak savcıların dile getirdiği ‘kuvvetli şüphe', Lula’nın adıyla özdeşleşen büyük bir partiyi töhmet altında bıraktı.

Zira Rousseff'in göreve gelir gelmez yaptığı ilk icraat, Lula'nın kadrosunu temizlemek olmuştu. Bu sebeple kendi ekibi içinde sicili kirlenen çok az isim var. Çoğunluk, Rousseff'in masum olduğuna inanıyor ve yargıyı destekleyen yaklaşımını pozitif buluyor. Ancak Rousseff, ekonominin kötüye gitmesinden ve yolsuzlukla suçlanan Lula'ya arka çıkmaktan sorumlu tutuluyor. 

Görevden azline sebep olan ‘bütçe kanununa aykırı davranış’ suçlaması ise işin bahanesinden ibaret. Rousseff’in istifaya zorlanması veya görevden azledilmesi talebi 3 yıldır gündemde. Bu hedefe ulaşmak için daha önce 11 kez somut girişimde bulunan muhalefet, son hamlesiyle amacına ulaştı. Sürecin aktif hale gelmesinde rol oynayan etkenler, muhalefetin kendi arasında anlaşması ve koalisyonun dağılması olarak özetlenebilir. Brezilya’nın ilk bayan liderinini köşeye sıkıştıran şey ise azil dilekçesinin partiden kopan hukukçu vekiller tarafından yazılmış olması ve Rousseff’in Lula'yı kabineye davet ederek selefine koruma zırhı giydirmek istemesi olarak değerlendirilebilir.

Darbe mi değil mi?

Mevcut tabloda Başkan Yardımcısı Michel Temer, koltuğa en fazla 6 ay süreyle vekalet edebilecek. Senato, Rousseff’i aklarsa asıl başkan görevine dönecek; aksi halde erken seçim kaçınılmaz olacak. Maalesef bu netice, Brezilya toplumunu daha da kutuplaştırıp siyaset üzerinde derin etkiler bırakabilir. Zira ülkede, bu oylamanın bir darbe mi yoksa meclisin takdiri mi olduğu konusu uzun süre tartışılacak gözüküyor. Süreç neticeye ulaştığında, varolan politik tartışmaların farklı bir boyuta taşınması muhtemel.

İktidar, bu süreci yargı, polis ve medyanın destek verdiği bir ‘darbe’ olarak görüyor. Muhalefet ise ‘liyakatsiz’ bir başkanın kongre kararıyla görevden alınması şeklinde yorumluyor. Muhalefetin tanımı, politik bir görüşten kaynaklandığı için tamamen eleştirilebilir sübjektif bir tutum. İktidarın ‘darbe’ tanımı ise daha popülist bir yaklaşım. Mevcut senaryoda alternatifsizlik, bizde olduğu gibi Brezilya’da da oyların ve siyasetin akışını etkileyen bir faktör. Gerçekte ise Brezilya, bağımsız kurumlar ve kuvvetler ayrılığının işlediği bir ülke.

Dolayısıyla ülkede siyasi etkiden bağımsız işleyen bir yargı mekanizması olduğu görüşü hakim. Yani, Rousseff’in masumiyeti ispat edilebilir bir durum. Rousseff’i çaresiz kılan şey, yargı kararlarından ziyade yapılan politik manevralar. Brezilya muhalefeti, ortak çıkarlar etrafında birleşerek güçlü bir ittifak oluşturdu. Buradan hareketle görevden alma süreci, başarıya ulaşması muhtemel bir ’muhalefet darbesi’ olarak tanımlanabilir. Siyaset uzmanları, mevcut tabloyu sivil bir çatışmaya dönüşmekten alıkoyacak tek çıkışın, iktidarla muhalefetin ilkeler üzerinde uzlaşması olduğu konusunda görüş birliği içindeler.

Sistem durdu, uzlaşı kaçınılmaz

Oylama sonrası açıklama yapan meclis başkanı, senato sürecinin Pazartesi günü başlatılacağını ve bir an önce neticeye kavuşmasını umduğunu belirtti. Koltuğu devralması gereken Temer de partisini zorlu bir sürecin beklediğini ifade ederken Rousseff’in sözcüsü, mücadeleye devam mesajı verdi. Ana muhalefet lideri Aecio Neves ise gelinen noktadan bizzat Rousseff’i sorumlu tutarak başkanı ülkeyi yönetilemez bir hale getirmekle suçladı. Bununla birlikte bir grup senatör, krizden çıkış için diyalog ve uzlaşının şart olduğunu savunarak Ekim ayında erken seçime gidilmesi için kampanya başlattılar.

Meclis oylamasında sarf edilen sözlerin yanı sıra, güne bakan istifaları damgasını vurdu. Zira, ekonominin kötüye gittiği ve siyasetin istikrarsızlaştığı bir ortamda hiçbir lider partisini riske atmak istemiyor. Bu durum, sistemi durma noktasına getirebilir. Senato, oylama sonucu Rousseff’e görevini iade etse bile diğer partilerin desteği olmadan bu işi yürütmesi mümkün gözükmüyor.

Ayrıca, Rousseff ve Temer, seçim kampanyasını birlikte yürüttükleri için ilerleyen süreçte iktidar ortakları da benzer bir sonla karşılaşabilir. Siyasi denklemi içinden çıkılmaz hale getiren sebepler yalnızca bunlar değil. Rousseff’i ipe götüren sürecin mimarlarından olan Meclis Başkanı Eduardo Cunha dahil evet oyu veren 16 milletvekilinin adı büyük yolsuzluk soruşturmasında geçiyor. Yüksek mahkemede çeşitli suçlardan hakkında işlem başlatılmış aktif vekil sayısı ise 150 civarında.

Yaşanan siyasi krizlerin gölgesinde Rio 2016 Olimpiyat Oyunlarına hazırlanan Brezilya, ekonomik kriz ve dalga dalga ilerleyen yolsuzluk soruşturmasıyla da ayrıca dünya gündeminde yer alıyor.

Etiket : dilma, azil, seçim kampanyası, lava jato

İlgili Haberler

GÜNCEL

REKLAM

Blog ve Köşe Yazıları

EN ÇOK OKUNANLAR

DOSYA

RÖPORTAJ