Brezilya’da İşçi Partisi zayıf bir zafer kazandı

    05 Kasım 2014
  • İleri
  • Geri
  • AddThis Social Bookmark Button
  • Büyüt
  • Küçült

STÉPHANE MONCLAIRE* 4 Kasım 2014, Salı Brezilya’da eski başkan ikinci kez seçildi. 1998’de Fernando Henrique Cardoso da 2006’da Lula da bunu yapmıştı.

Bayan Rousseff’in bu zaferi, Lula ile birlikte kurdukları ve bugün merkez-solda yer alan İşçi Partisi’nin (PT) merkez-sağdaki PSDB’ye karşı dördüncü başkanlık seçimi zaferi oldu. Kuşkusuz parti Kongre’de 15 sandalye kaybetti, eyalet seçim sonuçları da partinin lehine değil. Ancak devlet başkanının, federal yönetimin 22.500 önemli devlet görevi atamasını yapacağı için, İşçi Partisi kadroları, devlet yönetiminde 12 yıldan beri işgal ettikleri birçok önemli pozisyonda kalmayı sürdürecekler. Yine de ne Rousseff ne de İşçi Partisi, gerçekten zafer çığlığı atabilecek bir durumda değiller.

Dilma Rousseff’in kamuoyunda desteği göründüğünden güçsüz ve yapısal olarak homojen; hızla kaybolabilir. Brezilya tarihinde hiçbir başkanlık seçimi bu kadar kıran kırana geçmemişti: Rousseff yüzde 48,4 oy olan rakibi Aécio Neves’i ancak yüzde 51,6 oy ile geçebildi. Ulusun neredeyse ortadan ikiye bölündüğünü gösteren bu ilk verinin yanı sıra oyların sosyolojik dağılımı eklenmektedir. Hiçbir zaman toplumsal eşitsizlik istatistiksel olarak oy verme eğilimleriyle bu denli bağlantılı olmamıştı.

2006’dan beri alt gelir grupları, özellikle asgari ücretteki tekrarlanan artış, yürürlüğe konulan sosyal politikalar ve yeniden dağıtım politikaları nedeniyle kitlesel olarak Lula’ya oy vermeye başladılar. 2010 yılında bu kitleler Lula’nın himayesindeki Dilma Rousseff’i daha da fazla destekledi. Bugün Rousseff’in oy kitlesinin yüzde 70’ini bu seçmen grubu oluşturmaktadır. Ancak bu kitle içindeki gitgide artan bir kesim bu sosyal politikaları başka türlü değerlendirmektedir. Bu insanlar kişiselleşmiş bir devletten gelen kurtarıcı iane hissi içindeler, Lula’ya, Dilma Rousseff’e ve İşçi Partisi’ne kendilerini borçlu hissediyorlar ve onlara oy veriyorlar. Ancak bir kez alınmış bir hak olarak görmeye başlayınca, bu sosyal politikalar banalleşmeye başlıyor. Bu da seçimlerde yardıma karşı oy verme olasılıklarını azaltmaktadır.

Bundan daha ağırı alt ve ara orta sınıf tabakaları, yani bu 203 milyon nüfuslu ülkenin başlıca demografik unsurları arasında Dilma Rousseff’in rakibi Aécio Neves tarafından mağlup edildi. Onların birçoğu borçlu ve satın alma güçlerinin durgunlaşmasından kaygılanıyorlar. Satın alma gücü tüketim malları fiyatlarındaki enflasyonun etkisi altında (2014 için +% 6,5). GSMH artışı durgun olduğu için (2014’te % 0,3, 2015’te de % 0,5) formel istihdam da ekonomik dinamizmin eksikliğinden dolayı gerilemeyi sürdürüyor.

Gelecek başkanlık seçimlerinde seçmenleri mobilize edecek yerel seçilmişlere sahip olması açısından hayati önem taşıyan 2016 yerel seçimlerinde, Rousseff ve İşçi Partisi şu andaki sempatizanlarının büyük bir bölümünü yitirme riskiyle karşı karşıya. Bunun yanı sıra hükümetin ne geniş ölçekli bir vergi düzenlemesinden ne de (bir kamusal hizmet olarak aşırı düzeyde açık veren) emeklilik rejiminde reformdan taviz verebilir durumda olduğu da bir başka gerçek. Doğrudan ve dolaylı vergilerin artışına hayal kırıklığı ve memnuniyetsizlik eklenecek. Bunun dışında yetişkin nüfusun öğrenim düzeyi, yükseköğrenime ulaşımda kolaylık sağlayan politikalar sayesinde (burs sistemi ve kota, yeni branşlar, ikinci şans eğitimi) Rousseff’in ilk başkanlık döneminden yükseldi. Bu zaten kalifiye işgücü ve uzman teknisyen açığı bulunan ülke için bir zorunluluk. Ancak bu yükselişle, milyonlarca Brezilyalı yazılı ve görsel medyadaki haberlere, röportajlara vs. daha fazla erişim sağlayacağı için, daha hassas davranacak demektir. Ve medya esas olarak İşçi Partisi’ne düşman, rakibi PSDB’ye ise yakın şirketlerin elinde.

Böyle sorunlar karşısında Rousseff, yeni bir dizi sosyal programlar başlatabilirdi. Ancak bunun için bütçe olanaklarına sahip değil. Asgari ücretin net bir şekilde artırılması ise ekonomik açıdan performans karşıtıdır: Enflasyon yükseldi, bu Merkez Bankası’nı baz faizleri artırmaya zorlayacak, ekonominin yeniden canlanması şansını azaltacak, borçlanmayı yükseltecek ve üretim gerileyecek. Rousseff, uluslararası düzeyde bir domino etkisine de güvenemez çünkü bu da çok çekingen bir düzeyde. Üstelik Rousseff yeniden seçildikten sonra, yolsuzluklarla mücadele ve “siyasi reform” isteklerini tatmin edeceklerine söz vererek yüzünü ülkenin öteki yarısına döndü. Ancak burada da ufuk kapalıdır. Bir yandan, yolsuzluk hakkındaki en önemli olayların İşçi Partisi’yle ilgili olması söz konusu. Çünkü İşçi Partisi kamu şirketlerinden gelen kaynağı belirsiz finansmanlardan faydalanıyor. Diğer yandan, temsil sistemini geliştirmek ve partileri daha sağlıklı hale getirmek için, yasaları ve anayasayı revize etmek, Kongre’nin desteğini almak gerekiyor. Oysa Kongre’deki sandalyelerde çoğunlukla bu kurallardan faydalananlar oturuyor.    

*Le Monde’da (27 Ekim 2014) yayımlanan yazı kısaltılarak tercüme edilmiştir.

Etiket : dilma, seçim, zafer

İlgili Haberler

GÜNCEL

REKLAM

Blog ve Köşe Yazıları

EN ÇOK OKUNANLAR

DOSYA

RÖPORTAJ