Hamdullah ÖZTÜRK

İnfilak: Sesimi duyun!

    12 Aralık 2013
  • AddThis Social Bookmark Button
  • Büyüt
  • Küçült

Kadın-erkek ilişkilerinin daha serbest olmasını savunanlar, özellikle kadına karşı işlenen suçların ardından bir noktanın altını çiziyorlar: Yaşanmamış cinsellik büyük bir tehlikedir.

Bu tespitin haklılık payı olabilir. Ancak, "Her türlü serbestlik tanınırsa sonuç ne olur?" sorusunun cevabı, "Mevcut durumdan çok daha iyi olur." cümlesindeki zan ve tahminden öteye geçmez. Kendi derdiyle uğraşmaktan, başkalarını araştırmaya fırsat bulamayanlar, ilişkilerin alabildiğine serbest yaşanabildiği toplumlardan masal ülkesi gibi bahsediyorlar.

Hâlbuki en acı istismarlar o ülkelerde yaşanıyor. İnsanî duyguların üzerine vefasızlığın kezzap döküp geçişine de en çok oralarda rastlanıyor.

Geçen yıllarda ABD'de yaşanan silahlı okul baskınını hatırlayalım. Katil, baskın öncesi mesajını videoya kaydetmiş, sonra kendi okuluna girip etrafı taramıştı. Kanlı bir katliamın ardından ne var ne yoksa hepsi ortaya dökülmüş, katil etrafına sesini duyuramadığı için acı bir katliamla varlığını hissettirme yolunu seçmişti! Cinnetin temelinde vefa göremeyen hisler vardı.

Şimdi de Brezilya benzer bir hadise ile sarsıldı. 24 yaşındaki Wellington Menezes de Oliveira adlı kişi mezun olduğu okula girip, çift silahla iki sınıfı taradı. Tıpkı ABD'deki okul baskını gibi. Her şey ince ince düşünülmüş. Verilmek istenen mesaj bilgisayarda yazılmış. Beyaz bir çarşaf kefen olarak hazırlanmış ve yedi yaşındaki çocukların okuduğu birinci sınıflardan birine bırakılmış.

Wellington Menezes'in bıraktığı mektubun ilk cümlesi şöyle: "Öncelikle bilmelisiniz ki, kirli insanlar eldivensiz bana dokunamayacaklar, sadece iffetini evlilik sonrasında ilişkiye saklamış iffetli insanlar, zinaya bulaşmamış insanlar bana eldivensiz dokunabileceklerdir."

Eldeki bilgiler henüz yeterli değil. Ancak şöyle bir düşünelim: Menezes mesajına, neden iffetsizlerin kendisine dokunamayacağını söyleyerek başlıyor? Ve neden yedi yaşındaki çocukların sınıfına beyaz bir çarşaf bırakıp, 12-14 yaşındakilerin sınıflarını tarıyor?

Şimdilik, AIDS hastası olduğunu bildiğimiz katil, küçük yaşlarda istismara maruz kalıp, o istismardan AIDS virüsü kapmış olabilir mi? Annesini de küçük yaşlarda kaybeden Menezes, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını utanç verici bir hastalıkla boğuşmakla kaybetmekten bunalıp, infilak etmiş olamaz mı?

Henüz bunları bilmiyoruz. Ama bilinen bir şey var ki, çocuk istismarı ile ilgili suçlara bulaşanlar arasında her istediğine rahatlıkla ulaşabilenlerin sayısı hiç de az değil. İlişkilerin serbestçe yaşanabildiği ülkelerde, devlet çocuklardan gelecek bir telefonla hemen kapıya dayanıp, çocuğu ailenin elinden alma tedbirini geliştirmiş. Neden?

Yaşanmamış cinsellik suç sebebi olabilir. Ancak ilişkilerin alabildiğine rahat yaşandığı ülkeler incelenirse serbestlik faturasının çok daha kabarık çıktığına şahit olabiliriz. Bu tür toplumlar üzerinde yapacağımız araştırmalarla sonuca gideceğimiz gibi, bizzat insan üzerinde, hatta kendimiz üzerinde yapacağımız araştırmalarla da sonuca gidebiliriz.

Mesela önce, nefis hakkında söylenmiş şu enfes söze kulak verelim: "Nefsini seven başkasını hakiki manada sevemez." Sonra da Buseyri'nin meşhur kasidesindeki şu mısraları düşünelim: "Nefis çocuk gibidir. Vakti geldiğinde sütten kesilmezse, yirmi beş yaşına gelse de annesini emmek ister."

Nefsini şehvet girdabına kaptıranlar, bırakalım başkalarını duyma ve onların hislerine saygı göstermeyi, acaba kendi kendilerini duyabiliyorlar mı?

Etiket :

Şeytan bin yıl beklese payına bir şey düşmez

    12 Aralık 2013
  • AddThis Social Bookmark Button
  • Büyüt
  • Küçült

Renk, dil ve kültürel farkların varlık sebebi, tanışmaktan başka bir şey değil.

Tanışmak, kaynaşmanın yolunu açıyor. Evhamlardan beslenen ve kötü niyetliler tarafından körüklenen korkuların istilasına son veriyor.

Türkiye'den gelen bir grup işadamı, yaptıkları görüşmeler sonrasında hem kendileri yaşadı bu gerçeği hem de Brezilyalıların yaşamasına vesile oldular.

Anlaşılan o ki, fazla bir şey beklemiyorlardı Brezilya seyahatinden. "Madem bu kadar konuşuluyor, hükümetler yakınlaşıyor, gidelim; hiç olmazsa bir ülke görmüş oluruz." gibi niyetlerle çıkılan yolculuğun dönüşü hiç de öyle olmadı.

"Burasının bir Afrika ülkesi olmadığını gördük." cümlesi her şeyi özetliyordu. Gidip görmek, görüp detaylara ulaşabilmek hem önyargıları silip süpürüyor, hem de fırsatları gözler önüne seriyor.

Sözün özü, Türkiye Brezilyalılar için, Brezilya da Türkler için kârlı birer pazar haline gelmiş. Belki de "Birçok gelenin her biri memnun ki gördüğünden / Çok geçmeden dönerler her biri seferinden." diyeceğiz uğurladığımız işadamları için. Merhum Yahya Kemal'in, "Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden / Çok seneler geçti, dönen yok seferinden" mısraları Türkiye'ye giden Brezilyalılar için geçerli olacak. Onlar da ciddi ciddi umutlandılar çünkü.

Sadece iş imkânları değil, Cenab-ı Hakk'ın yarattığı tabii güzellikler de büyüledi insanımızı. Pão de Açúcar tepesine iki teleferikle çıkıp, Rio aynasında Cemil isminin cilvelerini seyretmek fevkaladeydi. Ertesi sabah günün ilk ışıklarıyla Jesus heykelinin bulunduğu tepeye terenle tırmanıp, insanların inançlarını taşlara kazımaktaki gayretine şahit olmak gerçekten düşündürücüydü. Düşünce hayallerin ve düşlerin kapısını aralıyor, Pão de Açúcar ile Jesus heykelinin ortasında yer alan boş bir tepeye nazarlar ilişiyordu.

Cebel-i Nur gibi tevazuunu, resanetine yaslamış bu tepe, şehrin tam ortasında olmakla beraber insanlarla sanki hiç alakası yokmuş gibiydi. Granit kayaların üzerine zümrütten yeşillikleri sermiş, bir tarafına gölü, diğer tarafına da denizi alarak gelip üstüne konacak "üveyikleri" beklemeye koyulmuştu sanki. Bizim için belki de o tepe "kalbin zümrüt tepelerine" uzanan yolun mücessem bir basamağı olabilirdi. Bunca güzelliği yaratan Allah (cc), tecelliden isme ulaşmak isteyenler için merdiven lütfetmez mi? Neden olmasın? Yeter ki hakkıyla isteyebilelim.

Rio'nun ruhu dinlendiren güzellikleri, akşam Türkçe Olimpiyatları'na katılacak öğrencilerin şiir, şarkı ve skeçleriyle taçlandı. Ticari hava kendi yuvasına çekilmiş, kültür ortamında Türkler ve Brezilyalılar insan insana birkaç saat yaşamışlardı. Müdire hanım, öğrenciler ve işadamlarının yüzlerinde aynı ifade, bakışlarında aynı parıltı vardı.

"Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım" adımı, "Sevelim, sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz" neticesine doğru tatlı meltemlerle sürüklüyordu ruhları. Derken işadamları bir jest yapıp bu tatlı anı hediyelerle kalıcı hale getirdiler.

Yaşanan tatlı saatler geçecek, adeta cennetten süzülüp gelen bu İlahi neşveli duyguların yerini başka duygular almak isteyecek. Gündüzleri gecelerin takip ettiği gibi, umutları boğmak üzere yeisler, üşüşme telaşına düşecek. Olsun. Ne çıkar? "İnancın sihirli şarkısı dillerimizde / Mecnûn'unkine denk aşk var(sa) gönüllerimizde." Ve eğer nasip olur da "kalbin zümrüt tepelerinde" ağırlayabilirsek bir gün pırıl pırıl Brezilya insanını... Böyle bir tanışmanın, bilişmenin tadına tat yetişmez. Şeytan bin yıl beklese payına bir şey düşmez. İnşallah.

Etiket :

Fırsatlar göz kırpıyor

    12 Aralık 2013
  • AddThis Social Bookmark Button
  • Büyüt
  • Küçült

Bu hafta önemli bir hareketlilik yaşanacak. Türkiye'den sanayici ve ticaret erbabı insanlar São Paulo'ya geliyor.

 

İki ülkenin işadamları masaya oturacak ve karşılıklı görüşecekler. Türkiye ayağı TUSKON tarafından organize edilen görüşmelerin Brezilya ayağını São Paulo Ticaret Odası ile birlikte Brezilya-Türkiye İşadamları Derneği (ASEBT) ayarlıyor.

Brezilya 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında kauçuk ve kahve üretimine dayalı bir zenginlik yaşamış. Şimdi ikinci çıkışını yapıyor. Yabancı sermayeyi cezbeden ülkelerin başında yer alıyor. Brezilya'ya gelen yatırımcılar arasına Türk işadamlarının da girebilmesi için psikolojik eşiği aşmaya yarayacak faaliyetlere ihtiyaç var. Aynı ihtiyaç Brezilyalı işadamları için de geçerli. TUSKON-FIESB-ASEBT işbirliğiyle gerçekleştirilecek görüşmeler bu açıdan önemli bir adım. Geçtiğimiz yıllarda Tayyip Bey'in öncülüğünde yapılan ilk ziyaretin arkasının bu şekilde getirilmesi hayırlı bir çığırın kapısını aralayabilir.

Halen Brezilya'da birkaç firmanın temsilciliği ve kauçuk üretimine dayalı bir ortak yatırım var. Ticari ilişkiler bundan ibaret.

Geçen hafta konuştuğum sanayicilerden birisi çok ümit verici şeyler söylüyordu. Brezilya'yı çevre ülkelerle birlikte değerlendirmiş ve daha detaylı incelemeler yapmak üzere bir ekip göndermeye karar vermişlerdi. Güzel olan taraf ihtiyacın tespit edilmiş olmasıydı. Brezilya insanı ticarete yatkın. Alım güçleri var. Yapı olarak kalite arayan insanlar. Bununla beraber pazarda karşılarına çıkan malların kalitesi düşük, fiyatları çok yüksek. Türkiye'den gelecek yatırımcılar da kalite ihtiyacına cevap verebilecek teknolojiye ve üretime sahip.

Ayrıca Brezilya için Türkiye, Gümrük Birliği'nden dolayı aynı zamanda Avrupa demek. Türkiye için de Brezilya, Güney Amerika ülkeleri arasında geliştirilmeye çalışılan birlikten dolayı aynı zamanda MERCOSUR ülkeleri demek. Brezilya, Arjantin, Uruguay ve Paraguay'dan oluşan birlik NAFTA ve AB'den sonra üçüncü sırada yer alan 1 trilyon doların üzerinde büyük bir pazar.

Sadece ekonomik ihtiyaçlar değil, siyasi bakış ve duruş da Türkiye ile Brezilya'yı birbirine yaklaştırıyor. Tabir caizse yeni herif olmaya başlamış gençlerin kabadayılığı ve arkadaşlığı var.

Türk Hava Yolları'nın direkt uçuş başlatmış olması da Brezilyalıların Türkiye'yi görmesini kolaylaştırdı. Karşılaştığımız insanlar arasında küçümsenmeyecek oranda Türkiye'yi görmüş kişi var. Hepsinde, Türkiye'ye ilginç bir şekilde alaka uyanmış. Seksen beş yaşında bir ihtiyar gazeteye ilan vererek Türkçe hocası aradı, mesela. Türkiye'ye yaptığı bir ziyaret sonrasında kalbine yerleşen Türkiye sevgisi onu Türkçe öğrenmeye sevk etmiş.

Brezilya'da Türkiye ve Türklere ait ilk imajlar olumlu. Kurulan ilişkilerle bunu daha da ileriye götürebilmek elimizde. Kültürel zenginliğimiz çok önemli bir artı değer. Ayrıca Türkiye, Brezilyalıların kültür değerleri açısından çok önemli merkezlerin bulunduğu bir ülke.

Yani kültürler arası diyalog için müsait bir ülke. Şu anda São Paulo'da bir sergi var. Ağırlıklı olarak Suriye ve İran'dan getirilen İslam kültür ve medeniyetine ait eserler çok özenle tasarlanarak sunulmuş Brezilyalılara. Aynı eserler São Paulo'dan evvel, iki ay boyunca Rio'da sergilenmiş. İslam kültür ve medeniyetini anlamaya yönelik, önyargılardan çok uzak bu sergi, insanda şükran hisleri uyandırıyor. 'Biz bu kadar yapabilir miydik?' sorusunu sorduracak kalitedeki sergiyi Brezilyalılar yapmış. Yani, onların İslam coğrafyasına ilgisi sadece ekonomik değil, kültürel alanda da başlamış. Güzel bir haberi fazlasıyla hak eden bu sergiyi önümüzdeki günlerde tekrar ele almak üzere bu kadarıyla iktifa edelim.

Etiket :

Türkiye, Mısır ve Endonezya'dan sonra Brezilya

    12 Aralık 2013
  • AddThis Social Bookmark Button
  • Büyüt
  • Küçült

ABD Başkanı Obama'nın Brezilya ziyareti ile gelenek bozulmuş ve bir ilk gerçekleşmiş olacak. Brezilya başkanlarının seçildikten sonra ilk ziyaretlerini ABD'ye yapması geleneği, Dilma ile bozuldu.

İlk defa Brezilya Başkanı ABD'yi ziyaret etmeden, ABD Başkanı Brezilya'yı ziyaret edip, başkanı tebrik etmiş olacak. Bu değişiklik, Obama'nın yönetim tarzıyla ilişkilendirilebilirse de Brezilya'nın devlet olarak ortaya koyduğu gelişme performansı, geleneğin bozulmasındaki manayı daha fazla açıklıyor galiba.

Programın ilk düşünülen biçimine göre Obama Rio'da halka hitap edecekti. Konuşma açık alanda yapılacak, insanlar kimlik göstererek konuşmayı dinleyebileceklerdi. Önceden kayıt yaptırma, akredite olmak gibi şartlar aranmayacaktı. Sadece katılmak isteyenlerin, ellerinde çanta gibi şeyler olmaması isteniyor ve kimlik göstermesi yeterli görülüyordu.

Eğer program bu şekilde gerçekleşseydi, Brezilya ziyareti Türkiye, Mısır ve Endonezya'dan farklı gerçekleşmiş olacaktı. Ancak konuşmaya iki gün kala güvenlik gerekçesiyle açık alandan vazgeçildi ve kapalı mekânda gerçekleştirilmesine karar verildi. Bu durumda isteyen herkes Başkan'ın konuşmasına katılamayacak tabii ki.

Obama, Brezilya ve diğer Latin Amerika ülkeleri ile ilişkileri daha iyi seviyeye getirmek istiyor. Lula döneminde Obama, dünyanın en popüler politikacısı olarak adlandırılmış ancak, Irak ve İran gibi konularda istediği desteği alamamıştı. Obama'nın Dilma ile yapacağı görüşmenin önemli bir bölümünü, Lula döneminde alınamayan ABD dış politikasını destekleme konularının oluşturacağı biliniyor.

Görüşmede, enerji, teknoloji, eğitim ve Brezilya'nın BM Güvenlik Konseyi'ne tam üye olması gibi konular ele alınacak. Obama'nın ziyaretinde dikkat çeken hususlardan birisi de kendisi olmasa bile Bayan Obama'nın Brezilya'nın en büyük favelalarından (varoş) birini ziyaret etmesi. Favela ziyaretinde Bayan Obama'ya favelanın lideri rehberlik yapacak.

Her favelanın bir lideri bulunuyor ve Bayan Obama'ya refakat edecek lider, "Cidade de Deus" filminde hayatı anlatılan kişi olarak biliniyor. Tanrıkent olarak Türkçe dublajı yapılan film, favelaları gerçek hayat hikâyesinden hareketle anlatmasıyla ünlenmiş ve çok başarılı bulunmuş. 1960'ta yaşananları konu edinen filmin merkezinde yer alan "Küçük Josef" bugün Bayan Obama'ya eşlik edecek.

Bu ziyaret, ABD'nin sadece kendi politikalarına destek değil, ziyaret ettikleri ülkelerin problemleriyle de ilgili olduklarını göstermesi açısından önemli. Eğer Obama konuşmasını halka açık yapabilseydi bunun da farklı bir manası olacaktı. Ancak Brezilya'dan 3500 güvenlik görevlisine ilave olarak, ABD'nin özel yetiştirilmiş ekipleri ve cihazlarıyla aldığı kendi güvenlik tedbirleri böyle bir konuşma için yeterli olamadı. Tehdit gerçekten bu kadar büyük mü? Büyükse eğer tehdit eden kim?

Dünya dengeleri değil sadece, iç siyaset dengeleri de bu konularda müessir oluyor. Türkiye'nin sıkıntılı dönemlerinde Bush, akredite insanlara da olsa, Ortaköy sahilinde ve açık havada hitap edebilmişti. Tehdit altında olmak galiba çok çetrefilli bir durum. Adamına göre değişiyor.

Türkiye, Mısır ve Endonezya'dan sonra ABD Başkanı Brezilya'da bir konuşma yapacak. Muhalif ve kendine has tavırlarıyla bilinen Brezilyalılar, Obama'nın İslam ülkelerinde yaptığı konuşmaları didik didik ediyor. Nerede hangi mesajları verdiği didiklenirken, asıl mesele Brezilya'da ne diyeceği tabii ki. Dilma dönemi nasıl olacak? Başkan'ın ziyareti muhalif tavırların son bulup, Brezilya'nın mevcut programa uyumlu hale gelmesinin yolunu açacak mı? Yoksa gelişen ve büyüyen ekonomilere sahip ülkeleri, mevcut gidişatı dünyanın geleceği açısından yetersiz bulup, makul itirazlar ortaya koymaya devam mı edecekler? Gelişmeler zamanla netleşecek.

Etiket :

'Vefa' büyük ödülleri topladı

    12 Aralık 2013
  • AddThis Social Bookmark Button
  • Büyüt
  • Küçült

En derin ve güzel duygularla başlayıp, kültürün önemli unsurları arasına giren şeyler, zaman içinde aslından kopup çok farklı bir kılığa bürünebiliyor.

Karnaval da bunlardan biri. Toplumdaki değişime paralel olarak başkalaşmış ve bugünkü halini almış.

Karnavalın mevcut durumu ile en azından Türkiye'deki algılanışı arasında da ciddi farklar var. İnsanların hafızalarında, genellikle yarışmaya katılan okulların kraliçeleri yer ediniyor. Neredeyse hiç giyinmemiş bir kılıkta arz-ı endam ettiklerinden, koskoca bir kültür şöleninin imajı kraliçelerin vücut teşhirine mahkûm oluyor.

Samba okullarının yüzlerce kişiyle katıldıkları yarışmada, kraliçelerin yer aldığı sadece bir karenin silinmesi, karşımızda dev bir müzikal olduğunu görmeye yeter. Onlarca samba okulunun katıldığı ve her okulun önemli gördüğü bir konuyu işlediği dev bir müzikal çıkar karşımıza...

Okullar bir sene boyunca karnavala hazırlanıyor. Seçtikleri temaya uygun müzikler yaptırıp, "enredo" denilen fantezi kıyafetler tasarlıyorlar. İnsanlar gönüllü olarak yarışmalara katılabilmek için birbiriyle yarışıyor. Vakit gelip çattığında, üç gün boyunca, yüz binlerce seyirci önünde ve sabaha kadar süren canlı yayınlarla tüm dünyanın gözleri önünde yarışıyorlar.

Bu sene hem São Paulo hem de karnaval denilince ilk akla gelen Rio de Jenairo'da birinciliği "vefa" kazandı. Bizler "Vefa, dost ikliminde yetişen güllerdendir. O sevginin, mürüvvetin bağrında boy atar, gelişir, düşmanlık ikliminde ise bir anda söner gider." derdik vefa için. Birincilik kürsüsüne her iki şehirde de vefa gösteren okulları seçince "bir tatlı hüzün" sardı içimi. Vefalı insanların olduğu her yer bizler için dost iklimiydi çünkü.

São Paulo'da birincilik kürsüsüne çıkan Vai Vai adlı samba okulunun seçtiği konu Joao Carlos Martin adlı bir müzik ustasıydı. Orkestra şefi, piyanist ve klasik müziğin yaşayan en önemli isimlerinden sayılan Martins, Bach'ı en iyi çalan kişi olarak tanınıyor. Sanatının zirvesine ulaştığı sırada sol elinde bir sinir kopması ve sağ elinde çıkan bir tümör vesilesiyle sanat hayatına erken veda etme noktasına gelmiş. Sadece orkestra şefliği ile sınırlanan meslek hayatı, altı sene süren tedaviler sonunda yeniden başa dönmüş ve Martins her iki elini de eskisi gibi kullanmaya başlamış. Vai Vai işte bu konuyu seçip, "Müzik Kazandı" temasıyla yarışmaya katılmıştı.

Karnaval denilince akla Rio gelir. Rio'nun şampiyonu "Beija Flor de Nilepolis" samba okulu ise bu sene ellinci sanat yılını kutlayan, "müzik kralı" Roberto Carlos'u tema olarak seçmişti. Hatta Carlos'u ikna edip, hazırladıkları alegorik arabanın üzerine çıkartarak yarışmada bizzat yer almasını sağlamıştı. Okul yarışmaya dört bir kişi ile katılmış ve yaşayan bir müzisyene vefa göstermeyi "onur" kabul ettiğini açıklamıştı. Carlos da yarışma sonunda "elli yıllık sanat hayatında hiç bu kadar duygulanmadığını" açıkladı. Vefa yerini bulmuş, hayatta iken kadri bilinir insanlardan olmak çok farklı hisler uyarmıştı.

Brezilya'nın sembolü haline gelen karnaval ilk defa on birinci yüzyılda Paris'te ortaya çıkmış. Katolik Kilisesi tarafından "quarezma" adı verilen "kırk gün orucu" ile münasebeti varmış. Kelimenin kökü "carne vale" kırk gün orucunun öncesinde "ete son" manasına geliyor. Üç günlük karnavalın ardından kiliselerde yapılan törene katılmak aynı âdetin bu güne yadigâr kalan kısmı galiba.

Etiket :

Cemre burada insana düşmüş

    12 Aralık 2013
  • AddThis Social Bookmark Button
  • Büyüt
  • Küçült

Allah (cc) hava, su ve toprağı bol bol ihsan etmiş. Yeşil daha da fışkırabilmenin telaşında sanki

Sonbahar diye bir şey yok. Yapraklar hazan görmüyor buralarda. Birbiri üzerine düşen gazellerin ölümü hatırlatışı, Hayy isminin tecellilerine bırakmış kendisine ayrılan yeri. Mevti müşahede edebilmek için bitkilerin yaşlanmışlarına bakmak gerekiyor.

Hava ve suyun ısınması, toprağın uyanışı için cemreler gözlenmiyor. Bu yerde cemre insana düşmüş. Karnaval, dans ve eğlencelerle anılan Brezilyalılar, dışa açılabilmenin yollarını arıyor. Ülkede her gün bir şeyler değişiyor. Birkaç sene öncesini bilenlerle konuşunca değişimin boyutlarını fark ediyorsunuz.

Devlet dairelerinin düzene girmesi, teknolojik donanım ve işleri kolaylaştırma konusunda alınan mesafe kayda değer bir hıza sahip. Her gün bir şeyler değişerek, insana daha yakışır hale geliyor. Türkiye'nin yaklaşık on iki katı büyüklüğünde ve iki yüz milyon nüfusa sahip bir ülkenin bütün problemlerini bir anda aşması tabii ki mümkün değil. Ama olup-bitenlere bakınca yakın gelecekte problemlerden birçoğunun adı dahi unutulmuş olacak galiba...

Amerika'nın önde gelen şirketlerinde ve çok iyi konumda bulunan iki arkadaşı dinlemiştim Brezilya'ya gelmeden önce. İki önemli noktaya dikkat çekiyorlardı. Birincisi, Amerika'nın ilk yüz şirketinin birinci gündeminde, ne yapıp edip, mutlaka Brezilya'ya girmek olduğunu söylüyordu. İkincisi de Brezilya'nın çok iyi planlamalar yaparak gücünü belli noktalara odakladığına parmak basıyor ve, "Türkiye de mutlaka böyle yapmalı. Çünkü devlet bir alana tahsisat ayırınca zaten yabancı sermaye oraya kendiliğinden geliyor." diyordu. Örnek olarak da Brezilya'nın enerji politikalarını ve dünya çapında şirketler ortaya çıkartabilmesini veriyordu.

Brezilyalı yetkililer, Cenab-ı Hakk'ın kendilerine bahşettiği ülkenin tabii nimetlerine uyanıp, kadrini bilmeye başlamışlar. Son derece güler yüzlü ve ilişkiye açık duruyorlar. Devlet adamlığının, özellikle hariciyeciliğin mesafeli ve soğuk yüzünü silip atmışlar. Ülkelerinin hedefleri doğrultusunda ne lazımsa yapabilmek için ellerinden gelenin ötesine geçebilmek için çalışıyorlar.

Vize işlemleri için Ankara'da büyükelçiliğe ilk gittiğimde hissetmiştim bu sıcaklığı. Sonrasındaki gelişmeler ilk izlenimi haklı çıkardı. Sayın büyükelçi, müsteşar ve elçilik çalışanları gerekirse işleri elden takip ederek hızlandırabiliyor, problem olabilecek şeyleri, bir yolunu bulup çözebilmek için ne lazımsa yapıyorlar.

Cemre düşünce uyanış başlıyor. Güney Amerika'nın devi de silkinmeye başlamış. Akıllı politikalarla, iddiasını gösterme zaafına düşmeden ilerliyor.

Brezilya'da bu hafta meşhur karnaval haftası. Karnaval demek aynı zamanda turist demek. Şehirlerde futbol sahaları gibi karnaval statları inşa edilmiş. Geçit yolunun iki tarafında yer alan tribünleri dolduranlar, karnavala katılan dans okullarının gösterilerini seyrediyor. Son gün kiliselerde yapılan törenlerle karnaval bitmiş oluyor.

"Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı" idi Brezilya'yı ilk akla getiren. Ama şimdi üreten, mallarını dünya pazarlarına sokmaya çalışan bir dünya devleti var karşımızda. Zil, şal ve gül yahut samba ve capoeira artık hayatın kendisi değil, elde edilen başarıların kutlama sesini oluşturacak gibi...

Etiket :

ilk 1 2 3 4 5 6 7 8 9

GÜNCEL

REKLAM

Blog ve Köşe Yazıları

EN ÇOK OKUNANLAR

DOSYA

RÖPORTAJ